30 Ağustos 2012 Perşembe

"ALEXSİZ" BAŞIN CEZASINI "KURUMSAL YAPI" ÇEKERMİŞ...

     Günün birinde bir bayan mutfağa girip yemek yapmaya başladı.Eşine,çocuklarına ve ailesine yemek hazırlıyor.Çorbanın yanında güzel bir sıcak yemek yapacak ama ne şanssızlık ki bu bayan tuzu hiç mi hiç sevmiyor.Eskiden çok severdi ama sonradan fark etti ki bu tuz onu rahatsız ediyor.Kendi kendine dedi ki; yemeği yapan benim o yüzden ister atarım tuzunu ister atmam.Başladı yemeğe,koydu malzemeleri, yemeği hazırladı.Akşam ailesi geldi, sofraya oturdular.Yemek başladı ama herkesin yüzü bir garip oldu.Çorbada ve yemekte tat yok.Evet belki karın doyuruyor o yemek ama yenilen yemekten hiç bir şey anlaşılmıyor.Tuzu çok seven ailesi ısrarla tuz isteyince o da mecburen koyuyor sofraya tuzu.Tuz devreye girmeye başlıyor ama bu sefer de etkisini gösteremeden yemek bitiyor ve alıyor herkesi bir homurdanma.Sizce yemeğin tadını kaçıran kim? Yemeği yapan bayan mı yoksa yemeğin tadını almak isteyen ve istediği olmayınca tepki gösteren aile mensupları mı?

     Sanırım şaşırdınız ben bunları yazdığım zaman.Garip garip baktınız ekrana okudunuz kaldınız.İşte benim durumum da budur.Bakıyorum son günlerde dışardan bir göz olarak Fenerbahçe haberlerine,hep bir kavga hep bir anlaşmazlık var.Hani bizi kimse yıkamaz diyordu Aykut Kocaman,futbolcular ve yöneticiler.Ortaya çıkan kavganın sebebi nedir? Anlayanınız varsa ne olur topluma da anlatsın.Senelerdir Fenerbahçe'de kalitesiyle fark yaratan,takımı alıp götüren,taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanmış,uğruna "bir Alex değil" diye tshirt basılan ve geçen sezon takımı son dakikaya kadar umutlu olarak getiren Alex de Souza değil miydi?

     Amacım Aykut Kocaman'a saygısızca bir eleştiri yapmak değil ama aklım almıyor.Eğer bir oyuncuyu kadroda düşünmüyorsanız,transfer sezonunun başında yollarınızı ayırıp takımı öyle hazırlarsınız.Alex takımda oldukça siz Alex'i kolay kolay kesemezsiniz.Sebebini dün akşamki oyundan gördük.Alex girene kadar ruhsuz oynayan ve zaman bitirmeye çalışan takım Alex ile beraber basan,koşan,sağdan soldan orta yapan ve rakibi sahasına gömen bir oyun oynadı.Sebebi ise takımın Alex ile beraber oynamaya çok alışmış olmasıdır.Siz bu oyuncuyu kenarda tutarsanız,sahadaki oyuncular hep onu isterler.Ya en başından sileceksiniz yada sonradan takımdan kesmeyeceksiniz.

     Şimdi düşünsek mesela,Galatasaray Selçuk İnan'sız yada Bursaspor Batalla'sız bu kadar etkili oynayabilir mi? Takımların bazı mihenk taşları vardır ki oyunu güzelleştirir,takımı ateşler ve tat katar.Alex de bunlardan biri ki bence Fenerbahçe ile özdeşleşen en önemli isimlerdendir.Siz aldığınız kararları keskin,tepeden indirme uygularsanız sonunda değil tur,sonunda mevkinizi de kaybedersiniz.Durup dururken takımda gerginliğe sebep olup sonra da oyuncuyu suçlamak ne kadar doğru bilemiyorum.En başta anlattığım gibi taraftarlar da tat-tuz istiyor ama siz tuzu sonradan çıkarırsanız oyunu güzelleştirirsiniz ama bu turu geçmenize yetmez,yani yemek biter.Bana göre anlamsız bir kavgada kaybeden Fenerbahçe oldu.Rakibin en çok çekindiği oyuncuyu maça başlatmadınız,son 30 dakika kurtarıcı olarak soktunuz ama asist de yapmasına rağmen bu yetmedi.Belki oyuncuyla karşı karşıya gelmek onur kırıcı olabilir ama bilmelisiniz ki bir taraftar için tura veda etmek de son derece hayal kırıklığı yaratır.SAYGILARIMLA...      

27 Ağustos 2012 Pazartesi

İNÖNÜ'DE İLAHİ ADALET...

     Bu gece koltuğuma oturduğumda kafamda bazı düşünceler vardı.Kağıt üstündeki Galatasaray, kaliteli kadrosu ile yeniden yapılanmaya giden Beşiktaş'ı sürklase eder kanısındaydım.Galatasaray Selçuk gibi bir maestroya,Umut gibi bir çabuk santrafora ve Elmander gibi kuleye sahipti.Diğer tarafta ise sanki toplama bir takım görüntüsü veren bir Beşiktaş gözüküyordu.Maçtan evvel yalan olmasın fark bile olacağını söyledim.

     Önce tribünden başlayıp uzatmadan analiz yapayım.Tribünler tamamen dolu diyebiliriz,destek de veriyor ama bazı hareketleri maçı izleyenleri rahatsız ediyor.Her köşe vuruşunda futbolcuya dokunma mesafesinde bağırmalar,yabancı madde atmalar ve Fatih hocayla girilen polemik gözüme hoş gelmedi.Destek anlamında takımını ateşledi ama agresifliğin dozunu bence ayarlamalılar.

     Maç başladı,hemde ne başlamaktı.Daha 20. saniyede Umut defansın arkasına sarktı,kaleciyi geçti ama vuruşu iyi değildi.Maçın başında işler Samet hoca için ters gidebilirdi.Fatih hocanın kadrosu kalite anlamında ve oturmuşluk anlamında daha iyi olduğu için bunun vermiş olduğu bir özgüven ile maça başlandı.Topa sahip olan ve istediklerini yapan Galatasaray gördük.Defansın arkasına Umut'un yaptığı koşular biraz da defansif hatalar sayesinde çok tehlikeli oldu.Derken bir yan top ve Melo kendi kalesine topu gönderdi.Bu gol Beşiktaş'ın Galatasaray karşısında dirençli olmasını sağladı.Golden sonra yine istediklerini yapan Galatasaray vardı ki defansın hatasını affetmeyen Elmander önceliği alarak güzel vuruşla beraberliği sağladı.

     Normalde Galatasaray'ın kaçıp Beşiktaş'ın kovalayacağı bir oyun beklerken şans Beşiktaş'ın yanında oldu ve hep Beşiktaş kaçtı.Pozisyonu olmadan golü buldu.Beraberlikten sonra da sahada oynayan Galatasaray devam etti ancak çıkarken kaptırılan top döndü kalesine gol oldu.Tam Samet hoca herşeye rağmen galibiyetle devreye girdim derken Galatasaray, elle oynama açısından tartışmalı bir pozisyonda Umut ile yine beraberliği sağladı ve devre 2-2 sona erdi.

     İkinci yarı biraz daha hatalarından arınmış bir Beşiktaş izledik.Daha güçlü,daha basan bir takım izledik.Galatasaray'a o bilinen oyunlarını oynatmadılar.Baskı yapıp top kazanmaya çalıştılar.Buna mukabil golü de kazanılan top ile güzel bir paslaşmanın devamında Hakan Balta'nın acemice hatasından buldular.3. kez öne geçen takım pozitif üstünlüğü de aldı.Galatasaray rakibin üstüne gitmeye çalıştı ancak etkili olamadığı gibi bir de geride verilen boşluklar sıkıntı yaratttı.Mustafa Pektemek'in talihsiz sakatlığı ile Batuhan değişikliğine giden Beşiktaş,yakaladığı iki net pozisyonu anlamsız şekilde harcadı.Eğer o gollerden birini atsaydı farkı ikiye çıkartıp seyirci desteğiyle maçı erken koparabilirdi.Ancak bu olmadı.Maçın son anlarında baskı kuran Galatasaray, 85.dakikada Burak ile penaltı kazandı.Soğukkanlı Selçuk topu ağlara yollayarak takımına beraberliği getirdi.İlk yarı rakibine top göstermeyen Galatasaray ikinci yarı adeta durdu,seyretti.

     Görüldü ki derbilerin favorisi gerçekten olmuyor.Maçtan önce fark atar dediğim Galatasaray,son dakikada sıkıntılı bir penaltı olmasa mağlup olacaktı.Beşiktaş maçın geneline bakarsak daha çok koştu,mücaedele etti.Kalite farkını böyle kapatmak istedi ve başarılı oldu.Maçın hakemine kısaca değinirsem de pek beğenmedim.Umut'un golünde elle müdahale gördüm,Emre Çolak'ın 80. dakikada Hilbert'e çarpan topunu penaltı gördüm ve son anlardaki penaltıyı da çok acemice buldum.

     Şansının yardımı ve rakibinin acemice hataları ile golleri bulan Beşiktaş,son dakikada yine bir şans penaltısıyla 3 puanı kaybetti.İlahi adalet bu olsa gerek.Ne iyi oynayan ama basit hata yapan Galatasaray üzüldü ne de Pozisyon bulamadan golleri bulan ama mücadelesini iyi yapan Beşiktaş üzüldü.Sadece Beşiktaş,üçüncü golden sonra harcanan pozisyonlara üzülüyor,Galatasaray ise basit yapılan hatalara üzülüyor.Daha ligin başındayız,elbet bu takımlar form tutacak.İşte o zaman daha zevkli maçlar izleyeceğiz.SAYGILARIMLA...

      

26 Ağustos 2012 Pazar

SÜPER LİGİN KALESİ SAĞLAM...

     Bugün farklı bir konuyla karşınızdayım.Lig başladı ve maçlar oynanıyor,bizde özlediğimiz ligi keyifle izliyoruz.Siz de farkettiniz mi acaba benim farkettiğimi merak ediyorum.Süper Lig takımlarının kalecilerine gözüm takıldı.İzlediğim özetlerde hep kalecilere baktığımda yetenekli,kaliteli isimlerin çoğunlukta olduğunu gördüm ve sizlere bir yazı derledim.

     Öncelikle son şampiyondan başlayarak hakkını verelim.Kalede Uruguaylı Fernando Muslera gerçekten güven veriyor.Takımının şampiyonluğunda önemli pay sahibi olduğu kadar arkadaşlarıyla da uyum içinde görüntü veriyor.Taffarel'in etkisi tabi ki tartışılamaz.Muslera'nın refleksleri sağlam ve özgüvenli.Şampiyondan sonra gelelim ikinci sıraya.Ne kadar bu dönemde sakatlık yüzünden sıkıntı yaşasa da Fenerbahçe kalede iki kaliteli isime sahip.Volkan Demirel'in özel hayatında davranışları fevri olsa da kaleciliği son derece mükemmel.Yapısına göre inanılmaz hareketli refleksleri olan Volkan,her teknik adamın gözü kapalı oynatabileceği bir kaleci.Diğer isim genç Mert  Günok da Volkan gibi kaleciyle antrenman yapmanın semeresini gördü.Fizik olarak diri ve yetenekli olan kaleci,kariyerini genç yaşta Milli Takıma yükselerek taçlandırdı.Şimdi sırada Trabzonspor var.Trabzon da kaleci yönünden bolca övgüyü alan takım oldu.Tolga Zengin aslen Trabzonlu olarak içten ve duygusal oynuyor.Yetenekleri daha önceden de vardı fakat son iki senede tecrübe kazanarak kendini çok geliştirdi.Onun da Volkan gibi gözü kapalı kaleye konulması düşünülür.Yine Tolga'yı zorlayacak bir kaleci Onur Recep Kıvrak Trabzon'un kadrosunda yer alıyor.Uzun bir talihsiz sakatlık dönemi geçiren Onur,sakatlık öncesi performansı ile adeta parmak ısırtmıştı.Sanırım nazarımızın değdiği şanssız kaleci yeniden formunu bulmaya başladı.Kalede uyumayan,sürekli hareketli ve ani refleksleri var.

     Beşiktaş,tecrübeli Rüştü Rençber'den sonra kaleyi Cenk Gönen'e teslim etti.Mc Gregor'un alınması Cenk'in kalitesiz olduğunu göstermez.Kaldı ki ligin ilk maçında verdiği güveni gördük.Bolca kitap okuyan Cenk hem psikolojik olarak hem yetenek olarak ligin kaliteli isimlerinden.Sırada Bursaspor var.İngiltere'den genelde Scott Carson'a kadar ülkemize kaleci gelmezdi.Bursaspor bunu kırarak İngiliz Milli Takım kalecisini getirdi.Geçen sezon uyum sorunu yüzünden oldukça aksadı hatta kendi taraftarından dahi büyük tepkiler aldı.Ancak uyum sorununu aşınca ve yan top eksiğini de kapatınca gayet önemli bir kaleci olduğunu gösterdi.Çizgide refleksleri çok sağlam ve karşıdan gelen şutlarda oldukça başarılı gözüküyor.Ligin banko kalecilerinden biri oldu.

     Yine Anadolu kulüplerimizde çok çok beğendiğim kaleciler var.Mersin İdman Yurdu'ndan İbrahim Sehiç geçen sezon takımına performansı ile çok puanlar kazandırdı.Kalitesiyle ligin iyi kalecilerinden oldu ve bu sezon da belli ki çok can yakacak.Sehiç,özellikle uzaktan şutlarda oldukça başarılı.Orduspor'dan Saso Fornezzi,kaliteli ekip kuran ligin flaş takımı Ordu'nun kaledeki adeta sigortası.Gaziantepspor'dan Zydrunas Karcemarskas her takımın kalesinde görmek istediği bir kaleci.Kayserispor'dan Nicolas Navarro,Kayserili başarılı scout ekibinin nadide elmaslarından biri.İstanbul BBSK'dan Kenan Hasagiç, Türkiye tecrübesi olan,kuvvetli ve yetenekli kalecilerden bir diğeridir.Karabükspor'dan Vjekoslav Tomiç,iki sezondur istikrarlı oyununu sürdürdü,Karabüğün lige tutunmasında önemli pay sahibi oldu.Ekstra parantez açacağım bir kaleci ise Andreas İsaksson olacak.Değişen,gelişen Kasımpaşa'nın ses getiren transferlerinden olan İsveçli kaleci kalitesini daha ilk maçından itibaren gösterdi.Aktif,oyunu bilen ve tecrübeli eldivenin paşa'ya çok şeyler kazandıracağından eminim.

     Spor Toto Süper Ligde oynayan kalecilerin bahsettiğim gibi kalitesi dikkatimi çekti.Özellikle Anadolu takımlarının getirdiği ismi duyulmayan kaliteli kaleciler beni çok mutlu etti.Scout denilen kavramın ülkemizde kaleci gibi bu kadar önemli bir mevkide gelişmiş olması umut vaadediyor.Altını kırmızı kalemle çizdiğim bu isimleri sezon içinde dikkatlice izleyin ve bu keyfi doya doya sürün.Tüm kalecilerimize başarılar diliyorum,Allah nazardan saklasın.SAYGILARIMLA... 

17 Ağustos 2012 Cuma

TFF'NİN "DİNİ BAYRAM KRİTERİNE" DAİR...

     Spor Toto Süper Lig ve alt liglerimizde futbol bugün kaldığı yerden devam etmeye hazırlanıyor.Tüm taraftarların sabırsızlıkla beklediği bu sezon açılışında öncelikle bütün takımlara başarılar diliyor,güzel bir sezon olmasını bekliyoruz.Biz de tabi ki şimdiden yazacağımız yeni yazıların heyecanını duyuyoruz.Bugün değişik bir konu ile karşınızdayım.Hazır ülkemizdeki futbolun başlangıcındayken bende buna dair konuşmak istedim.

     TFF adı üstünde Türkiye'deki futbolun patronudur.Yani bu halkın değerlerine,inançlarına ve hassasiyetlerine göre futbolu düzenleyen mekanizmadır.Bugün günlerden 17 Ağustos 2012 yani mübarek Ramazan ayının sondan bir önceki günü ve ayrıca ligin de başlama tarihi olarak gözüküyor.Türk toplumu genel olarak Müslüman bir toplumdur.Ramazan ayı boyunca oruç tutar, ibadetini yapar ve bayramı bekler.Arefe günü hummalı bir hazırlık vardır.Ertesi gün, bayramın 1.günü insanlar akrabalarına gider ve ziyaretler yapılır,dostlarla gezilir,sohbet edilir, çoğu zaman akşam yemeğine bile kalınır.Yani sizinde iyi bildiğiniz gibi bu iki gün Türk toplumu için çok yoğun geçer.

     Çok sevdiğim internetimin ve klavyemin başına geçip de TFF'nin internet sayfasını açınca gülsem mi ağlasam mı bilemedim.1.hafta fikstürü diye karşıma çıkan sayfada duyarsızlık gördüm.İlk olarak arefe günü hemde sıcak havada saat 17.00'de Karabük'te Trabzonspor maçı vardı.Akşam 21.45'te iki maç daha var.Sonra bayramın 1.günü erken başlıyoruz ; 20.00'de Kayseri ve Olimpiyat stadındayız.Gece 21.45'te Mersin Tevfik Sırrı Gür stadındayız.Daha da sonra bayramın 2.günü 19.30'da Ankara'dayız ve 21.00'de de TT Arenadayız.Sonunda fikstürümüz bitiyor ama yani bende bitiyorum.

     Federasyon yetkilileri sanırım ya bu ülkede yaşamıyorlar yada yönetmekte yeteneksizler.Bayram haftasında ligi açmak zorunda mısınız? Bütün tarihler doldu da bu haftayı mı buldunuz? Çoğu taraftar grubu deplasmanlara gidiyor ve bu insanlar bayramda ya ailelerinden uzak kalacak yada takımlarını yalnız bırakmanın üzüntüsünü yaşayacak.Benim ağırıma giden şey aslında kendimize değer vermememizdir.Getirdiğimiz yabancı futbolcuların Noel tatilleri var diye saygı gösterip ligin ilk devresini erken bitiriyoruz, sonrada dini bayramımıza değer vermeden ligi açıyoruz.Yabancıların da bayramına saygı duyalım ama biraz da kendimize bakalım ne olur.Ayrıca futbolcuların,teknik ekibin,hakemlerin ve stadyum görevlilerinin ailesi,bayramı yok mu? Kendimizi robot gibi yapıp işi profesyonelliğe vuralım ama başkasının bayramı olduğunda duygularımız devreye girsin.Bunu ben kabul etmiyorum ve herkese saygı gösterilsin istiyorum.Slogan da "şeker gibi başlangıç" olarak söylendi.Sanki tadından yenmeyen,herkesin şampiyonluğa oynadığı ve dünyaya sattığımız ligimiz var.

     Belki lig başlangıcında olumsuz bir konudan dem vurdum ama bu konu beni gerçekten üzüyor.Kendi toplumumuza yaptığımız duyarsızlığı ve düşüncesizliği bitirmeliyiz.Hepimizin ailesi,dostları,inançları ve değerleri var.Hristiyan bir toplum,Noel'de lig açmazken biz neden Müslüman olarak kendi dini bayramımızı sırf 1 hafta lig geç açılacak diye sık boğaz ediyoruz.Tüm Müslüman aleminin Ramazan bayramını mübarek ederek yazıma son veriyorum.SAYGILARIMLA...

1.hafta fikstürü hakkında ayrıntılı bilgi için ; http://www.tff.org/default.aspx?pageID=600&ftxtID=10573  adresini ziyaret edebilirsiniz...
             

16 Ağustos 2012 Perşembe

Teknolojiden Anlayan Kedi Pati

İnternete alıştın mı bırakması çok zor. Sadece evde ve işte olması yetmemeye, trafikte şurda burda beklerken de ihtiyacını duymaya başladım.

Ne alayım, nasıl edeyim diye kendi kendime bakınırken aklıma bir arkadaşımın tavsiyesi geldi. Cep telefonu ihtiyacı içindeyken telefonun modelini aratmış, karşısına türlü türlü videolar gelmiş. Bir grup teknoloji sever insan yeni çıkan telefonları deneyerek yorumlarını videoya kaydedip paylaşıyorlarmış.

Ben de durur muyum, hemen başladım aramaya. Karşıma çıkan ilk 1-2 videodan sonra öyle bir videoya denk geldim ki, bu telefonu Pati bile kullanabiliyorsa ben çok rahat ederim dedim. Pati kim mi? Pati bir kedi, evet evet bildiğiniz kedi. Türlü türlü numaraları, sevimlilikleri ile bir MaxiPLUS 5’i kutusundan çıkarıyor, oynuyor, sahibiyle beraber inceliyor. Hele film seyrederken karşısına çıkan köpekten korkması anlatılmaz yaşanır.

Kıssadan hisse, size tavsiyem, bu videoyu izleyin. Pati sizi çok şaşırtacak, emin olun.

MaxiPlus5 hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız tıklayın.




Bir bumads advertorial içeriğidir.