ÖZEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÖZEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2014 Cumartesi

KITA AVANTAJI MI? HİÇ ZANNETMİYORUM !

     Dünya Kupası'nda grup maçları sona erdi. Sürprizlerin olduğu bir kupa yaşıyoruz. Ancak sadece Kostarika, Cezayir yada Yunanistan sürprizlerinden bahsetmek istemiyorum. Bazılarının "kıta avantajı" dediği meseleye bugün biraz eğilmek istedim.

     Şimdi organizasyondan önce kıta takımlarına bakıldığında A grubunda Brezilya, C grubunda Kolombiya, F grubunda da Arjantin'in gruplardan çıkması beklenir bir olaydı. Zaten üçü de grup lideri olarak başarılı oldular. Peki beklenmeyen neydi? Şimdi biraz düşünelim. Mesela dünyadaki kaç insan Meksika ligini takip edebiliyor? ABD'nin oyuncularını kim sayabilir? Kostarika'ya 0 puan veren insanlar acaba kaç tane antrenmanını izlemişler? Böyle düşünüldüğünde aslında biz görmek istediğimizi söylüyoruz. İngiltere, İtalya, İspanya, Portekiz, Rusya...Bu takımlarla ne tatlı olurdu kupa değil mi? Ama işte futbol öyle bir oyun değil. Mücadele eden ve inanan takımlar ayakta kalabiliyorlar.

     Brezilya'nın grubundaki Meksika'nın ilk maçında 2 net golü verilmedi. İkinci maç Brezilya'dan gol yemeyip bir de pozisyon buldular. Son maç ise hiçbir şey oynamayan Hırvatistan'ı rahat geçtiler ki bir ara grup lideri dahi olabilirlerdi. B grubu zorlu gruptu. Şili ilk maçta rahat yendi, ikinci maçında grubun hayal kırıklığı olan İspanya'yı devirdiler. Sonuçta gruptan çıkmayı başarıp İspanya'yı evine 2.maçta gönderdiler. D grubunda ilk maçta geriye düşmesine rağmen 3-1 yenen bir Kostarika vardı. Acaba sürpriz mi dedik ama 2.maçtaki İtalya galibiyeti hem İngiltere'yi evine gönderdi hemde kendisini gruptan çıkardı. Aynı gruptaki Uruguay, İngiltere ve İtalya'yı ardarda yenerek basamakları zor da olsa çıktı. ABD ise turnuva boyunca bence hiçbir varlık gösteremeyen Portekiz'i eledi. İlk maç Gana'yı inatçı oyunla geçtikten sonra çok daha üstün oynadıkları Portekiz maçında bence tam anlamıyla son dakika'da yıkıldılar. Çok daha önceden ABD'nin işi bitirmesi gerekirdi. Zaten Portekiz'in kendine olan inançsızlığı attığı golden sonra bile çok belliydi. Sonunda da ABD haklı şekilde gruptan çıktı.

     Şimdi böyle bakıldığı zaman size de "kıta avantajı" baştan sağma bir yorum olarak gelmiyor mu? Hak edene hakkını ne zaman vereceğiz. İtalya yenildi demekten vazgeçip, ne zaman Kostarika yendi diyebileceğiz. Hep önyargı ile yaklaşarak yorum yapmaya çalışıyoruz. Tüm sürpriz gibi görünen ülkeler, bana göre buraya dişleri ve tırnakları ile geldiler ve takdir edilmeyi hak ediyorlar. Belki Arjantin, Brezilya ve Nijerya'ya şanslı olarak bakılabilir ama onlar da sonuna kadar mücadele ettiler. Doğal favoriler, doygun zihniyetler ne güzel ki turnuvaya erken veda ederek futbolun üzerinden sis perdesini kaldırdılar. Artık Kostarika yada Yunanistan Çeyrek final görecek ve sahneye başka başka hak eden aktörler çıkabilecek. Ben bu yüzden seviniyorum ve tekrar vurguluyorum; Kıta avantajı değil alın teri !!!

                                                                                             SAYGILARIMLA...  

19 Haziran 2014 Perşembe

PATRON ÇILDIRDI KAPATIYORUZ ; İSPANYA...

     Ah o eski günler...2006 Dünya Kupasında övgüler alan ama erken elenen İspanya, 2008 Avrupa Şampiyonasına bomba gibi girdi. Oyuncular genç ve diri, oyunları ise baş döndürücüydü. Onlar bu futbola Barcelona patentli Tiki-taka diyorlardı. Oyunları pasa dayalı bir oyundu. Bu oyunları onlara önce Avrupa şampiyonluğunu, daha sonra da ilk kez 2010'da Dünya Kupasını getirdi. Arkasına rüzgarı alan İspanya, 2012 Avrupa şampiyonasında ise yine zafere ulaşan ülke oldu.

     Son Dünya Kupası sahibi ünvanı ile geldiği 2014 Brezilya'da beklentiler oldukça büyüktü. Hedef "Dörtleme" yaparak dünya tarihine geçmekti. Buna rağmen dünyadaki futbol sever çoğu insan gibi bende bu seneki kupada bu sıkıcı pas oyununun kazanmasını istemiyordum. Nitekim ilk maç Hollanda maçında öne geçtiğinde yine bir karamsarlık çöktü. Fakat bu sefer kilidi açan değil adeta kıran bir Hollanda, İspanya savunmasını dağıtarak 5-1'lik skorla ezici bir zafer kazandı. Peki, İspanya bu skorun altından kalkacak mıydı? 

     Cevabını bu gece öğrendik..Şili, Rio'da İspanya'yı 2-0'lık bir skorla yenerek adını ikinci tura yazdırdı. Bunun dışında en önemlisi ise "son Dünya Kupası Şampiyonu" İspanya, iki maçta sıfır puan alarak grup aşamasında elenmeyi garantiledi. Bu bence bu Dünya Kupasının en önemli olaylarından biri oldu. Şili taraftarı kendi oyuncularına "la roja" derler. Bunun anlamı "kırmızılar" demektir. İşin garip yönü İspanya da aynı sıfatla anılırlardı, ta ki bugüne kadar...

     Gerçek "la roja" nın kim olduğunu bence bu akşam Şili göstermiş oldu. Başarılara doymuş, heyecansız, sıkıcı bir futbolu olan İspanya, elenerek belki de futbol için en faydalı işi yapmış oldu. Göze hoş gelen, direk kaleye gidebilen ve hırslı bir anlayışın hakim olduğu bir futbol dünyası istiyoruz, bunu çok görmeyin. Sözün özü İspanya, Dörtleme yapmak için geldiği Brezilya'dan seri sonunu yapmış olarak evine dönüyor...Bu arada acaba Diego Costa, Brezilya Milli Takımını seçmediği için pişman mıdır?

                                                                                                            SAYGILARIMLA....

17 Haziran 2014 Salı

ABD YİNE YAPTI YAPACAĞINI !!

     Dün akşam gece 01.00'da Gana ile ABD karşı karşıya geldi. ABD, futbolu tam özümseyememiş ülkelerden biridir, yani ülkede beyzbol ve rugby gibi sporlar futboldan daha önde gelir. Ayrıca NBA de yine futboldan önce gelen spor dallarındandır. Bu ABD ile yoksulluklarını futbolla unutan Gana grupta karşılaştılar.

     Hepimizin aklından geçen Gana'nın galibiyetiydi. Ancak maç golle başladı diyebiliriz. Daha 30. saniye'de Clint Dempsey, Gana defansının enteresan bir hatasını değerlendirip golü buldu. Bu gol ABD'yi havaya soktu. Soktu sokmasına ama Gana öyle bir oyun oynadı ki inanın rakip takım oyunu bırakıp onları izledi. Afrikalıların nasıl bir ciğer yapısı olduğunu bilirsiniz. Ama Ganalılar ek bir ciğer taktırmış gibi koştular. Gerçekten izlerken oturduğum yerde ben bile yoruldum. Çok hızlı, çok koşmaya dayalı ve çok sert oynuyorlar. Bir pozisyonda Dempsey'in sanırım burnu kırıldı. İşin tuhaf yanı olayın sadece bir hava topu mücadelesinde ve topa yükselen Ganalının kramponu ile olması...Pozisyonu siz düşünün artık...

     Genç oyuncular ilk yarı sürekli atak geliştirdiler. Cristian Atsu, sağ kanadı adeta koridor gibi kullandı. O kullandıkça da Gana sürekli topları oraya gönderdi. Bence acemilik yaptılar çünkü bütün maç bal yapmayan arı gibi gidip gidip döndüler. Zaten gol de Atsu'nun çıkmasından sonra sol kanat organizasyonundan geldi. 82'de beraberliği yakalayan Gana, 90.dakika'da kornerden gelen topta 2.golü yedi. Bu kadar emek, çaba ve güç boşuna gitmiş oldu. Futbolu sadece Donavan'dan ibaret gören Amerikalılar, yine ne yaptılar ettiler maç boyu yaptıkları defansa rağmen 2 gol bulup grupta 3 puana uzandılar. Ha bundan sonra ilerler mi bilinmez ama bu futbolla devam edeceklerse işleri çok zor...Gana'ya ise bir önerim var; Gyan sizi bir yere götüremez artık ondan vazgeçin bence....

                                                                                                SAYGILARIMLA....

16 Haziran 2014 Pazartesi

NE KOSTARİKA NE...

     2002 Dünya Kupası finallerinin uykusuz gecelerinde ve afyonsuz sabahlarında ne de çok söylerdik bu marşı değil mi? Kimse durduramaz bizi, yıkar geçeriz ve bitiririz....Gerçekten de biz Türkiye olarak o Dünya Kupasında hem Çin'den hemde Kostarika'dan üstün durumdaydık ve altın jenerasyonumuzu yaşıyorduk.

     Şimdi o adına marş yazdığımız Kostarika, grubun ilk maçında belki de liderlik hesabı yapan Uruguay'ı 3-1 yenerek büyük bir zafer kazandı. Maç öncesi yerli yorumcularımızın yaptığı yorumlar pek de hoş değildi. Uruguay kaç tane atar diyerek yarım ağızla gülüyorlardı. Kostarika, grubun en kötü takımıydı ve 0 puan veriyorlardı ki onlara kalsa belki borçlu bile gönderebilirlerdi. Ancak işte futbol bu, kendine göre adaleti elbette olacaktır. Adeta dalga geçilen ve averaj takımı olması beklenen Kostarika, o kadar da kötü takım olmadığını aldığı galibiyetle gösterdi.

Olimpiakos'ta bu sezon güzel oyunuyla dikkat çeken Joel Campbell, ikinci yarıdaki futbolu ile ne kadar iyi bir futbolcu olduğunu tekrar gösterdi. Bryan Ruiz ve arkadaşları bu skorla gösterdi ki; futbolda herşey para ve yetenek değildir..Bazen inanmak yolun %70'inden fazla ediyor..Güçlü yapısıyla, akıllı oyunuyla ve inanmış bir zihniyetiyle bence Kostarika'yı tebrik etmek boynumuzun borcudur. Ne dersiniz 12 sene önce marş yazdığımız takım, istikrar tutturup gruptan çıkar mı? ve hatta bu inançla grup lideri olabilir?

                                                                                              SAYGILARIMLA.... 

24 Mayıs 2013 Cuma

SAMUEL TOBİAS HOLMEN

     İstanbul B.B. 'nin PTT 1.Lige düşmesiyle kaliteli bir futbolcu da kaybetti Süper Ligimiz. Kaybedilen bu kalitenin adı Samuel Holmen.. Bu kayıp muhtemelen geçici olacak çünkü yaklaşık 1 hafta sonra kontratı bitecek olan futbolcu serbest kalacak. Süper Lig kulüplerinin her transfer döneminde ısrarla istediği bir futbolcu Holmen.. Özellikle Beşiktaş ve Bursaspor son iki sezondur çok ısrarcı..

     Ortasahanın ortasında iki yönlü bir oyun tarzı olan Holmen; tekniği ve sürati ile dikkat çekiyor. 3 sezondur  İBB forması giyen Holmen ligimizi iyi tanıyan bir futbolcu, bu sebeble Süper Lig kulüpleri için bu özelliği önemli bir artı. Yeni sezonda yabancı sayısının azalacağını düşünsek de ligimiz için kaliteli yabancı statüsünde olacağını düşünmekteyim. Ben futbolsever olarak Holmen'i ligimizde görmek isterim, yurtdışına gitmesini istemediğim futbol kalitesini beğendiğim bir futbolcu kendisi.. Yeni sezonda üzerine giydiği formanın rengi önemli değil benim için..

28 Eylül 2012 Cuma

ANADOLU'YA DESTEK ANADOLU'DAN

   
     Öncelikle bir Bursaspor taraftarı olarak bu yazıyı büyük bir keyifle yazdığımı söyleyebilirim. Renklerine gönül verdiğim kulübün böylesine kurumsal hamleler yapması, her Bursasporlu gibi beni de çok mutlu etti. Önceki yazılarımızda endüstriyel futbola karşı olduğumu açık bir şekilde ifade etmiştim. Ancak hepimizin bildiği gibi günümüzde futbol dünyasının çarkları para ile dönmekte ve bir Anadolu kulübünün kendine ekstra gelir kapısı

25 Eylül 2012 Salı

ANTİPATİK YÖNETİM

     Son yıllarda futbol dünyasında en nefret ettiğim şey Arap şeyhlerinin futbola el atması, milyonlarca insanın en çok keyif aldığı bu güzelim oyuna burunlarını sokarak haksız rekabete sebeb oluyorlar benim kanâatimce.. Roman Abramovic'in Chelsea'nin hisselerini satın almasıyla başlayan bu furya son 10 yılda futboldaki bazı manevi değerlerin de önüne geçmeyi başardı. Dünyanın hiç bir yerinde değişmeyen salt kural bu çünkü, işin içine para girince akan sular durur.

     Dünya futbolundan sıyrılıp ülkemize baktığımızda büyük paraların döndüğünü her futbolsever net bir şekilde görebiliyor. Yurt dışında

23 Eylül 2012 Pazar

"PRENSİPLER ÖNEMLİ (!)"

     Endüstriyel futbolun ülkemizdeki son temsilcisi Kasımpaşa Spor Kulübü yönetiminin bugün almış olduğu karar sonucunda teknik direktör Metin Diyadin ile yollar ayrıldı. Bu ayrılığın yeşil sahada alınan sonuçlar ile ilgisinin olmadığı gayet net bir şekilde ortada, zaten kulüpten yapılan açıklamada şu cümle herşeyi özetliyor; ''Metin Diyadin'in görevine son verilmesi sonuçlarla değil, yeni oluşan şirket yönetiminin prensipleriyle alakaladır.''
     Bu konu hakkında

21 Eylül 2012 Cuma

"KOCAMAN" HAYALLERİN,"KOCAMAN" KIRIKLIĞI OLUR..

     Fenerbahçe,sahasında ağırladığı Marsilya ile 2-2 berabere kalarak UEFA Avrupa Ligine 1 puanla başladı.Saatler 20.00'yi gösterdiğinde nefesler tutuldu.Her şey güzel başladı.Stadyum fena değil,oyuncular ise istekliydi.Önce 1-0 öne geçtik.İlk yarıyı böyle kapatırken kafamızda hep galibiyet vardı.İkinci yarı başladı ve birden 2-0 öne geçtik.Atmosfer harikaydı.Taraftar çoşmuş ve marşlar söyleniyordu.Artık maç bitti derken Marsilya farkı 1'e indirdi.Olsun,buradan da maç mı vereceğiz deyip marşlara devam edildi.Hakem düdüğü ağzına götürdü ve çaldı.Çaldı çalmasına ama bizi yıkan gol için çaldı.30 saniye kala 3 puan elimizden uçtu gitti.


     Maçı izleyemeyenler için sanırım en kısa özet bu olsa gerek.Öncelikle Türk futbolu için kara bir geceyi geride bıraktık.Skor evet önemli ama asıl sorun bence oyunun kendisiydi.Dün bir yazı kaleme almıştım ve Galatasaray'ı övmüştüm.Mağlup olmasına

20 Eylül 2012 Perşembe

"DÜŞLER TİYATROSU"NDA "ŞAMPİYONLUK" OYUNU...ALKIŞLAR GALATASARAY'A...

     Fenerbahçe ve Beşiktaş daha önce bu stadyumda oyun oynadılar ve galip geldiler.O stadyumun adı "Old Trafford" stadyumuydu.İngilizler ona "düşler tiyatrosu" diyor.En güzel oyunların oynandığı mucizevi bir tiyatro.Dediğim gibi daha önce Fenerbahçe ve Beşiktaş da oynadı bu sahnede ve adını altın harflerle yazdırarak

12 Eylül 2012 Çarşamba

MİLLİ TAKIM KAZANDI,SELÇUK İNAN KAYBETTİ...

     Milli Takım sahasında Estonya'yı 3-0 gibi farklı bir skor ve güzel oyunla yenmesini bildi.Maç hakkında fazla bir şey söylemeye gerek yok,baskılı ve iyi oynadık.Oyun güzel ama bu akşam bunu konuşmak istemiyorum.Artık Milli Takımda yaşananlar bana tat vermemeye başladı.

     Öncelikle eğer "Milli" bir takımsa bu takım,oyuncu kartelesinin geniş olması gerekir.Belki bana kulüpçülük yapıyor diyeceksiniz ama artık sadece Galatasaray ve Fenerbahçe'den oluşan bir Milli Takım canımı sıkıyor.Evet belki oynayan kadro kalitelidir ama en azından genel olan

8 Eylül 2012 Cumartesi

BASIN FAZLA "İNAN"MIŞ....

     Milli Takım dün gece Hollanda'ya 2-0 mağlup olarak elemelere kötü başladı.Maçtan önce yazdığım yazıda da belirttiğim gibi beklentileri yükseltirsek hayal kırıklığı fazla oluyor.Bugünkü yazımın konusu elbet bu olmayacak.Mağlubiyet sonrası gazete manşetlerini değerlendireceğim.Maç sonrası neden değişik tepkiler verildiğini anlatacağım.

     Bütün gazetelerin manşetinde aynı isyan; Selçuk neden yok..Biz bu sorunu senelerdir yaşıyoruz.Milli Takımın başına bir hoca getiriyoruz ama verdiği her kararda yada tercihte bu neden yok,şöyle neden oynamadın,şu niye yedek gibi bir sorgulama içine giriyoruz.Çok bilmiş tavrımız hemen devreye giriyor.Bu ülkede sanki hepimiz teknik direktörlük eğitimi almış kalite hocalarız.

     Hocanın elinde kaliteli bir kadro var.Uyum sürecini atlattığı zaman belli ki bu takım belli kademeye gelecektir.Hoca tercihini yapmış ve mücadele kapasitesi yüksek bir kadro çıkarmak istemiş.Bence Selçuğu kullanmamasının sebebi Selçuğun biraz daha hücuma yönelik rahat bir oyuncu özelliğinin olmasıdır.Yani baktığımızda evet belki Galatasaray'da iyi oynuyor ama orada Melo gibi bir subap var.Zaten kendi sahasında baskılı oynayan Galatasaray karşısında rakip kapanıyor ve Selçuk bu yüzden daha etkin gözüküyor.Hem Emre ve M.Topal,Melo seviyesine henüz gelemediler hem de rakip Hollanda,bize karşı kapanarak oynamaz.Bu sebeple hoca,ortasaha direncini kaybetmemek adına Selçuk yerine Emre ve Topal'ı koyup liderliğe de insiyatif alabilen Arda'yı vererek daha güçlü takım yaratmak istemiş.Bu hocanın takdiridir ve asla bunun üzerinden Abdullah hocayı yıpratmak söz konusu olamaz.

     Peki neden bu kadar üstünde duruluyor? Çünkü Selçuk son şampiyon Galatasaray'ın en önemli futbolcusudur.Bizim basın böyle şeyleri çok sever.Neden Hakan Şükür yok,neden bu alınmadı ve niye böyle falan gibi tanınmış futbolcuları kullanmaya bayılır.Tamam eleştirebilirsiniz ama bunun bir saygı sınırları vardır.Bence de mesela Hamit abartıldığı kadar iyi oynamıyor,dirençsiz gözüküyor.Mesela Emre daha güçlenmedi.Bunlar söylenir ama sürekli bir oyuncuya takılarak eleştiri yakışmıyor.Bakınız maçı izlerken pozisyona da girdik.Direkten dönen var,kalecinin çıkarttığı var ve net kaçırdığımız var.Bunlardan biri gol olup galip gelseydik bunların hiçbiri konuşulmayacaktı.Eleştiriye tamam ama "NE ! SELÇUK YOK MU" yada "İNANılmaz" gibi abartılı puntolarla yazılan haberler hocanın verdiği kararlara saygı göstermemektir.Yani Galatasaray'da oynuyor diye bir futbolcunun kesin oynaması mı gerekir.Koskoca Real Madrid'ten Liverpool'a transfer yapmış bir Nuri Şahin bile sonradan giriyorsa burada Selçuğu konuşmak anlamsız geliyor.Selçuk bence tamamen taktik gereği oynamamıştır.Bize karşı kapanan Estonya,Romanya yada Macaristan gibi karşılaşmalarda bence Selçuk daha etkili olacak ve Galatasaray'daki gerçek rolünü yerine getirecektir.Abartılı basını yanlış bulduğumu tekrar ifade ediyorum.Milli Takım, mücadele olarak umut verdi fakat hataları oldukça fazla ki bu da normaldir.Estonya ve devamında hataları en aza indirerek galibiyetlere başlamasını bekliyorum.Hocamıza ve oyunculara güveniyorum.Başarılar diliyorum.SAYGILARIMLA...    

7 Eylül 2012 Cuma

YİNE YENİ YENİDEN GRUP LİDERLİĞİNE DOĞRU TÜRKİYE...

     Türkiye, 2014 Futbol Dünya Kupası için elemelere bugün başlıyor.Rakip güçlü Hollanda ama Milliler kendilerine oldukça güveniyor.Bugün saat 21.30'da başlayacak karşılaşma Amsterdam Arena stadında oynanacak.Bu klasik bilgileri verdikten sonra asıl yazma amacıma artık girebilirim.

     Biz ülke olarak son iki şampiyonaya  gidemedik.Katıldığımız zaman fırtınalar koparıyoruz ama katılana kadar da bir o kadar sıkıntı çekiyoruz.Yakın tarihten örnek verirsek eğer 1998 Dünya Kupasına gidemedikten sonra 2000'de Avrupa'ya gittik.2002 Dünya kupasında 3.'lük almış bir Milli Takım,2004'te Avrupa'da yok.2006 Dünya kupasına olaylı İsviçre maçıyla gidemedikten sonra 2008 Avrupa Şampiyonasında yine yarı finale kaldık.Sonrasında oldukça sert bir düşüş ve ardı ardına 2010 ve 2012 organizasyonlarına katılamadık.

     Bizim hiç düzenli bir kadromuz olmadı.Kim 3 büyüklere geldiyse kötü de olsa anında Milli Takıma alındı.Bunun semeresini, istikrarsızlık olarak son yıllarda fevkalade acı bir şekilde yaşadık.Bizim bazı kesimlerimizde biraz yüceltme içgüdüsü var.Kendimizi sürekli yukarıda görüyoruz.Sokaktaki vatandaş da yazılı ve görsel medyamız da aynı hissiyatta.Televizyonları açıyoruz,hep aynı yayınlar yapılıyor.Biz aslanız,biz kaplanız,önümüzde kimse duramaz nutukları atılıyor.Milliyetçi duyguları aşağılamak asla aklımdan geçemez ama bunu futbolda kullanınca hiç oturmuyor.Öyle konuşmalar,yorumlar izliyorum ki zannedersin 5 tane Dünya Kupamız,3 tane Avrupa Şampiyonluğumuz var.Rakip Almanya,Hollanda,İspanya,Brezilya,Arjantin olmasına rağmen bizde duygu hep aynı oluyor.Türk'ün önünde kimse duramaz tamam ama bu sadece bir oyun ve futbolun doğrusuna göre değerlendirmek gerekir. 

     Guus Hiddink gibi iyice kendimizi aşağılayalım demiyorum ama biraz da haddimizi bilerek değerlendirme yapsak fena olmayacak.Belki bu kadro iyi fakat yeni oluşturulan bir oyuncu iskeleti var.Uyumunu değerlendirdikten sonra iddialı yorumlar yapabiliriz.Diyoruz ki Hollanda son Şampiyonada döküldü.Bakıyorsun gruba Almanya,Portekiz ve Danimarka var.Ölüm grubu denilen gruptan kim çıksa şaşırmazdım.Evet belki kötü oynadılar ama sonuçta grup da çok iyiydi.Ayrıca hocası da turnuvadan sonra değişti ve Van Gaal göreve geldi.Bunları anlatmamın sebebi küçültülen Hollanda'nın aslında göründüğü kadar kötü olmadığını vurgulamaktır.Milli Takımın üstünde rehavet oluşturmak anlamsız geliyor.

     Biz rakip kötü diyoruz ama kendi oynadığımız maçlara hiç bakmıyoruz.Milli takım,Azerbaycan'a mağlup olmadı mı? Daha önce oynadığımız Estonya maçında 0-0 berabere kalmadık mı? Burada zar zor yendiğimiz Avusturya ve Belçika maçlarını ve bunların deplasman maçlarını ne kadar kolay unuttuk.2008'e giderken Bosna'yı zor yendik.İsviçre'ye 2006'da elendik.Daha taze olan Kazakistan maçını nasıl unuturuz.Rahat olacak maçı son saniyede kazanmıştık.Daha neler neler sayarım ama yazı uzar gider.Mesela biz hiç engelsiz, kafamız rahat olarak şampiyonaya katılamadık.Ya Norveç ya İsviçre yada Hırvatistan çıktı karşımıza.Hala yorumlarda bu grubu 1.olarak tamamlarız diyenler var.Biz hangi grubu 1.bitirmişiz ki bu kadar rahat konuşuyoruz.Önce geçmişimize bakıp,oyunumuzu değerlendirerek önümüzdeki maçlarda hedefleri büyütelim.Gerçek olarak bakınca bizim seviyemiz olsa olsa Yunanistan,Belçika,Avusturya,Danimarka,İsviçre gibi ülkeler düzeyinde gözüküyor.Kesinlikle moral bozma değil amacım ve Milli Takıma desteğim,inancım hep var.Bu kadro belki de bizi 1.seviye takımlar düzeyine getirecek.Bu akşam belki de Hollanda'yı yenip çok güzel top oynayacağız.Benim eleştirim hedefleri bu kadar büyüterek sonunda insanlarda hayal kırıklığı yaratanlaradır.Bu akşam Hollanda karşısında takımımızın sonuna kadar arkasında olup desteğimizi vereceğiz.Tüm sonuçlara rağmen o bizim Milli Takımımız ve başka Türkiye yok.İnşaallah yenip avantajlı olarak ilerideki maçlara moralli gidebiliriz.Abdullah hocamıza ve tüm futbolculara başarılar diliyorum.SAYGILARIMLA...   

30 Ağustos 2012 Perşembe

"ALEXSİZ" BAŞIN CEZASINI "KURUMSAL YAPI" ÇEKERMİŞ...

     Günün birinde bir bayan mutfağa girip yemek yapmaya başladı.Eşine,çocuklarına ve ailesine yemek hazırlıyor.Çorbanın yanında güzel bir sıcak yemek yapacak ama ne şanssızlık ki bu bayan tuzu hiç mi hiç sevmiyor.Eskiden çok severdi ama sonradan fark etti ki bu tuz onu rahatsız ediyor.Kendi kendine dedi ki; yemeği yapan benim o yüzden ister atarım tuzunu ister atmam.Başladı yemeğe,koydu malzemeleri, yemeği hazırladı.Akşam ailesi geldi, sofraya oturdular.Yemek başladı ama herkesin yüzü bir garip oldu.Çorbada ve yemekte tat yok.Evet belki karın doyuruyor o yemek ama yenilen yemekten hiç bir şey anlaşılmıyor.Tuzu çok seven ailesi ısrarla tuz isteyince o da mecburen koyuyor sofraya tuzu.Tuz devreye girmeye başlıyor ama bu sefer de etkisini gösteremeden yemek bitiyor ve alıyor herkesi bir homurdanma.Sizce yemeğin tadını kaçıran kim? Yemeği yapan bayan mı yoksa yemeğin tadını almak isteyen ve istediği olmayınca tepki gösteren aile mensupları mı?

     Sanırım şaşırdınız ben bunları yazdığım zaman.Garip garip baktınız ekrana okudunuz kaldınız.İşte benim durumum da budur.Bakıyorum son günlerde dışardan bir göz olarak Fenerbahçe haberlerine,hep bir kavga hep bir anlaşmazlık var.Hani bizi kimse yıkamaz diyordu Aykut Kocaman,futbolcular ve yöneticiler.Ortaya çıkan kavganın sebebi nedir? Anlayanınız varsa ne olur topluma da anlatsın.Senelerdir Fenerbahçe'de kalitesiyle fark yaratan,takımı alıp götüren,taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanmış,uğruna "bir Alex değil" diye tshirt basılan ve geçen sezon takımı son dakikaya kadar umutlu olarak getiren Alex de Souza değil miydi?

     Amacım Aykut Kocaman'a saygısızca bir eleştiri yapmak değil ama aklım almıyor.Eğer bir oyuncuyu kadroda düşünmüyorsanız,transfer sezonunun başında yollarınızı ayırıp takımı öyle hazırlarsınız.Alex takımda oldukça siz Alex'i kolay kolay kesemezsiniz.Sebebini dün akşamki oyundan gördük.Alex girene kadar ruhsuz oynayan ve zaman bitirmeye çalışan takım Alex ile beraber basan,koşan,sağdan soldan orta yapan ve rakibi sahasına gömen bir oyun oynadı.Sebebi ise takımın Alex ile beraber oynamaya çok alışmış olmasıdır.Siz bu oyuncuyu kenarda tutarsanız,sahadaki oyuncular hep onu isterler.Ya en başından sileceksiniz yada sonradan takımdan kesmeyeceksiniz.

     Şimdi düşünsek mesela,Galatasaray Selçuk İnan'sız yada Bursaspor Batalla'sız bu kadar etkili oynayabilir mi? Takımların bazı mihenk taşları vardır ki oyunu güzelleştirir,takımı ateşler ve tat katar.Alex de bunlardan biri ki bence Fenerbahçe ile özdeşleşen en önemli isimlerdendir.Siz aldığınız kararları keskin,tepeden indirme uygularsanız sonunda değil tur,sonunda mevkinizi de kaybedersiniz.Durup dururken takımda gerginliğe sebep olup sonra da oyuncuyu suçlamak ne kadar doğru bilemiyorum.En başta anlattığım gibi taraftarlar da tat-tuz istiyor ama siz tuzu sonradan çıkarırsanız oyunu güzelleştirirsiniz ama bu turu geçmenize yetmez,yani yemek biter.Bana göre anlamsız bir kavgada kaybeden Fenerbahçe oldu.Rakibin en çok çekindiği oyuncuyu maça başlatmadınız,son 30 dakika kurtarıcı olarak soktunuz ama asist de yapmasına rağmen bu yetmedi.Belki oyuncuyla karşı karşıya gelmek onur kırıcı olabilir ama bilmelisiniz ki bir taraftar için tura veda etmek de son derece hayal kırıklığı yaratır.SAYGILARIMLA...      

13 Ağustos 2012 Pazartesi

SON ŞAMPİYONUN ERZURUMDA "SÜPER" BAŞLANGICINA DAİR...

     Erzurum'da nefesler tutulmuştu,maç bekleniyordu.Maçın hakemi "milli kahraman" Cüneyt Çakırdı.Vaslui engelini zor da olsa geçen Kupa şampiyonu Fenerbahçe ve yaptığı güçlü hazırlık maçlarında galibiyetler alan şampiyon Galatasaray Erzurum'da kozlarını paylaştı.Bol gol izlediğimiz maçta gülen taraf,penaltı golüyle Galatasaray oldu ve 3-2'lik skorla 2012 TFF Süper Kupayı müzesine götürdü.

     Öncelikle sahadan başlamak istiyorum.Yıllarca birçoğunuz gibi bende böyle finallerin ülke geneline yayılması gerektiğini söyledim durdum.Bir defa Şanlıurfa dışında bu öneri pek önemsenmedi.Sürekli olarak maçlara ya Ankara ya İzmir yada olsa olsa Kayseri verildi.Bu sene verilen Erzurum kararının son derece doğru olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.Kazım Karabekir Stadının belli eksikleri var.Örneğin taç çizgileri belirgin değildi ve o bölüm oldukça karanlıktı.Işık yetersiz geliyordu ve o yüzden sahada gölgeler belirdi.Bu sorun Trabzon gibi çoğu stadyumda var ve giderilebilecek bir sorun.Yine de eksiklere rağmen maçların farklı illerde oynanması harika bir olay.Elazığ,Malatya,Edirne,Maraş,Adıyaman,Bingöl,Konya gibi şehirlere gidilmesi ilgi çekici olacaktır.

     Maçın analizine gelirsek eğer formda bir Galatasaray ve ürkek bir Fenerbahçe gördük.Maçın başında iki takımda birbirlerini tarttılar.Galatasaray,Muslera,Hakan,Danny,Semih,Eboue,Hamit,Engin,Emre, Selçuk,Elmander ve Umut ile maça başladı.Fenerbahçe ise Volkan,Hasan Ali,Bekir,Egemen,Orhan,Cristian,M.Topal,Caner,M.Topuz, Alex ve Kuyt ile sahaya çıktı.

     Diri bir Galatasaray oyuna başladı.Terim taktiğini önde baskı şeklinde belirlemiş ve araya Selçukla atılacak toplara Umut ve Elmander'in koşmasını istemiş.Sezon başı olmasına rağmen Galatasaray'ın performansı beni gerçekten hayran bıraktı.Danny ve Semih uyumlu gözüktüler.Sağ bek Eboue sık sık ileri çıkarak atağa destek verdi.Emre çok istekliydi.Selçuk yine maestro tavrını maç boyu sergiledi.Attığı iki mükemmel gol pası ve attığı penaltı golü oyununu taçlandırdı.Elmander kule santrafor olarak hava hakimiyetini kullanmaya çalıştı,koştu önde pres yaptı.İlk yarıdaki kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda düzgün bir vuruş yapsa belkide geceyi erken bitirecekti.Gecenin geri planda kalan oyuncusu bence Hamit oldu.Belki hazır değildi belki de takımı daha çok Selçuğun yönlendiriyor olması onu ikinci planda bıraktı.Bu akşam en çalışkan oyuncu Umut'tu.Mükemmel bir pres yaptı,mücadele etti,enfes goller attı ve takımını ateşledi.Maçın başlarında Bekir'e yaptığı presle Elmader'e kazandırdığı ve devamında net pozisyonda az farkla üstten dışarı attığı top,gecenin sonunun habercisiydi.Maç boyunca Fenerbahçe'yi bıktıran bir pres gördük.Galatasaray'ın bu gece en negatif oyuncusu Engin Baytardı.Rakibe yaptığı müdahaleler oyunu çok gerdi.Hakeme davranışı sert ve küstahça idi.Fenerbahçe'nin golünden sonra yaptığı hareketler sonunda kırmızı kart gördü.Yetmiyormuş gibi Fifa Kokartı takan hakemin üstüne yürüdü,yakasına yapıştı.Dilerim TFF tarafından en ağır cezaya çarptırılır.Bu Enginin ilk vukuatı değil,Galatasaray kulübünün de ağır bir yaptırım uygulamasını bekliyorum.Gördüğü kart hem tribünlerin karışmasına hemde kendi takımının oyundan düşmesine sebep oldu.

     Fenerbahçe'ye geçersek eğer genel anlamda panik bir takım gördüm.Maçın başından itibaren pres yiyen Fenerbahçe takım olarak oyun kuramamaya ve paniğe başladı.Bekir'in Volkan'a kısa düşen pası ve orta sahanın Galatasaray'a kaptırılması bunu net şekilde gösteriyor.Cristian defansın arasına girerek üçüncü bir stoper olarak çoğu zaman oynadı.Yaratıcı ön libero problemini aşamamış bir Fenerbahçe,hücuma da kalkamıyor top da yapamıyor.Alex istediği rahatlığı bulamadı ve Kuyt da sürekli geriye gelerek top almaya çalıştı.Bu da zaten tek forvete bağlanmış bir takımın iyice forvetsiz kalmasına,ilerde çoğalamamasına neden oldu.Maçın 16.dakikasında Volkan'ın ters düşerek omzundan sakatlanıp oyundan çıkması da moralleri bozan etkendi.Topuz'u yine hareketli oluşuyla beğendim ama Caner için aynı şeyleri söyleyemem.Evet belki çalışıyor ama o da aynı Engin gibi maç içinde oyunu gererek futbola ihanet ediyor.Bu en çok teknik direktörleri zorluyor çünkü sanki bir pimi çekilmiş el bombası gibi sahada dolaşan oyuncunuz oluyor.Karşılamada en çok Aykut hocanın değişikliklerini eleştiriyorum.Belli ki etkisiz bir M.Topal varken ve takım oyundan düşmüşken Krasic değişikliği yerine Sow yada Stoch değişikliği bence daha faydalı olabilirdi.

     Fenerbahçe'nin ürkek,yavaş ve top yapamadığı oyunda bulduğu iki şans golü ile maça tutunmasını kritik bir penaltı kararı sonrası gelen gol sona erdirdi.Hakem hakkında düşüncelerim çok iyiydi.Verdiği penaltı kararındaki Caner'in tekmesini iyi gördü,Galatasaray'ın ikinci golü öncesi Kuyt'a müdahaleyi güzel süzdü.Kartlarını başarılı kullandı ve özgüvenli duruşunu maçın sonuna kadar sürdürdü.Son birşey daha söylemek gerekirse taraftarların sahaya attığı meşaleler nasıl stada sokuldu anlamak çok güçtü.Genel anlamda güzel ve hak edenin kazandığı bir maç izledik.Fenerbahçe'ye geçmiş olsun derken Galatasaray'ı da elde ettiği başarıdan ötürü kutlarım.SAYGILARIMLA...       

  

12 Ağustos 2012 Pazar

AVRUPA RÖVANŞLARININ DEĞERLENDİRMESİ...

     Eskişehir'in bizleri üzdüğü Avrupa serüveninde Fenerbahçe ve Bursaspor rakiplerini eleyerek yollarına devam ettiler.Vaslui'yi eleyen Fenerbahçe,Spartak Moskova ile eşleşti.Kups maçında şov yapan Bursaspor ise Hollanda temsilcisi Twente ile eşleşti.Ayrıca temsil hakkına son turdan başlayan Trabzonspor da Macaristan ekibi Videoton ile eşleşti.

     Fenerbahçe,kendi evinde yenemediği Vaslui takımını deplasmanda 4-1'lik skorla adeta dağıttı.Maça beklemediğim şekilde taraftar baskısına rağmen iyi başlayan Fenerbahçe,golü de buldu ancak hemen ardından kalesinde gördüğü golle beraber yine o baskı ortamına girdi.Takımda açıkça belli oluyor ki M.topuz gerçeği var.Topuz,takıma hareket ve işlerlik kazandırıyor.Yine,Stoch'un formsuzluğunda Caner o bölgenin değişmez ismi bence.Sağ ve sol kanatta Topuz-Caner çok etkili oldu.Ayrıca Selçuk bu takımda ne yapar hiç anlamamışımdır.Tek ön libero Cristian ile çıkılıp çift forvette Sow-Kuyt oynasaydı Fenerbahçe atak oynayarak turu daha erken garantileyebilirdi.Kuyt ağır da olsa belli ki yetenekli bir oyuncu ki bunu attığı gollerle gördük.Maçta 52.dakikada Fenerbahçe aleyhine verilen penaltı kararı ve devamında Volkan'ın kurtarışı takıma tekrar bir ateşleme getirdi.Motivasyonu tavan yapan takım,Kuyt ile bulduğu gollerle rahatladı ve en son Sow ile de turu taçlandırdı.Goller gerçekten çok güzeldi.Özellikle Sow'un golü estetiğin sınırlarını zorladı.Maçlar öncesi favori gösterilen Fenerbahçe,ilk maçtaki kötü görüntü sonrası toparlandı ve rakibini sürklase etmeyi başararak adını Şmapiyonlar Ligi Play-off turuna yazdırdı.Kurada çektiği Spartak Moskova'yı başka bir yazımda değerlendirmek üzere es geçiyorum ve tekrar tebrik ederek başarılar diliyorum.

     Gecenin bizim adımıza en görkemli maçlarından birisi Bursadaydı.Finlandiya ekibi Kups Kuopio'ya deplasmanda karambol golü ile 1-0 yenilen Bursaspor,kendi evinde Fin ekibini ateşli taraftarı ve rahat oyunu ile 6-0 yenerek Avrupa Ligi'nde Play-off turuna yükseldi.Oyun anlamında üstün ama pozisyon anlamında gergin başlayan Bursaspor,bazen de cılız da olsa kalesinde yan top tehlikesi yaşadı.Bu gerginlik ta ki İbrahim Öztürk'ün golüne kadar sürdü.Golü bulan Timsah rahatladı ve daha güçlü gelmeye başladı.Kısa aralıklar ile gelen 2. ve 3. goller hem taraftarı hemde takımı çoşturdu.İlk yarıyı 3-0 kapatan Bursaspor,ikinci yarının hemen başında Sow'a nazire yapar gibi bir vuruş yapan Ndiaye ile adeta gözlerin pasını sildi.Ardından Pinto'nun golü iyice rahatlattı.Maça sonradan giren 17 yaşındaki Ozan Tufan kendi getirdiği topu güzel bir vuruşla ağlara gönderdi ve Avrupa kupalarının en genç golcüsü oldu.İlk maçında bu gururu yaşayan Ozan,bana Arda Turan'ı hatırlattı.Yaşları tutmasa da Arda da genç yaşta ilk maçında M.Boleslav'a karşı oynamış,gol atmıştı.Aynı seviyede olmayan rakibini kalitesi ve taraftarıyla geçen Bursaspor'un kuradaki rakibi Twente'yi yine daha sonra değerlendirmek üzere bekleterek,tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.

Gecenin en kara anlarını yaşadığımız maçta ise Eskişehirspor,evinde 1-1 berabere kaldığı rakibi Marsilya'ya 3-0 gibi farklı skorla yenilerek Avrupa'ya veda etti.Kaliteli kadrosu ile birçok övgü alan takım bence şuanda tam oturmuş durumda değil.Batuhan'ın yaptığı davranışlar dolayısıyla biraz da huzursuz olan takım,ilerde oturduğunda ligin sert takımlarından olmaya adaydır.Eskişehirspor'a geçmiş olsun diyerek yazımı sonlandırıyorum.Kalbimiz Türk takımlarından yanadır.İnşaallah bizi temsil etmeye ve puan kazandırmaya devam ederler.SAYGILARIMLA...

8 Ağustos 2012 Çarşamba

KRİTİK RÖVANŞLAR


     Takımlarımızın Avrupa kupası macerası bu akşam ve yarın akşam oynanacak rövanş maçları ile şekillenecek. Bursa, Eskişehir ve Fenerbahçe'nin maçlarını biraz mercek altına alalım.

     Bursaspor ilk maçta Fin rakibine deplasmanda karambol golü ile 1-0 mağlub oldu. O maçta mağlubiyete sebeb olan unsurlar belliydi, zemin, rakibin kendi ligi aktif olduğu için takımın fiziksel açıdan hazır oluşu ve üzerine de Bursaspor'un rakip alanda etkisizliği eklenince rakibin cesaretlenişi. İlk maç Bursa'da oynanacak iken rakibin isteği ile orda oynanmasına onay verilmesi bence büyük yanlış. Bursaspor, sezonun ilk resmi maçı olması itibariyle müthiş bir seyirci desteğini arkasına alarak bu maçı burda rahat bir şekilde 2-3 farkla kazanabilirdi. Bu kez rakip alışık olmadığı zemin ve ateşli taraftarın önünde darmadağın olacaktı. Bursaspor rövanşta belki rakibini çok rahat yenecek ama üst turlar ve lig için yetersiz bir kadrosu olduğu aşikâr..

     Temsilcilerimiz arasında işi en zor olan Eskişehir, rakibi Marsilya'yı elemesi halinde Avrupa'da tüm dikkatleri üzerine çekecek. İlk maçta kendi sahasında 1-1 berabere kalarak avantaj kaybetmiş gibi görünse de güçlü rakibine teslim olmaması çok önemli.. Eskişehir; rakibinden daha fazla mücadele ederek, cesur futbol oynayarak, rakibin zaaflarını kullanarak turu geçebilir ve unutulmamalı ki turu geçmek için Veledroom stadında gol bulmak zorunda..

     Fenerbahçe, Kadıköy'de avantajlı skoru elde edip Romanya'ya rahat gitmesi gerekirken 1-1'in stresi ile gidiyor. Aykut Kocaman bile "Elenebiliriz" diyor. Fenerbahçe yaptığı transferler ile kadrosunu desteklerken takımın hala alışma sürecinde olduğu Vaslui maçında görüldü. Topu savunmadan ileriye taşıma anlamında Emre'nin eksikliği hissedildi. Bu takım bireysel yetenekler ve kadro kalitesi ile ŞL'de olmayı hakeden bir takım ancak gerçekten hakettiğini Vaslui ve bir üst turdaki rakibini yenerek herkese ispat etmesi gerekiyor. Zaten Kuyt, Sow, Krasic, Stoch, gibi futbolcuların amacı ŞL'de boy göstermek; Fenerbahçe'nin ŞL katılamaması halinde bu futbolcular büyük hayal kırıklığı yaşayacak ve ligde de düşük performans gösterme ihtimali doğacak.

2 Ağustos 2012 Perşembe

VASLUİ MAÇINDAN KISA NOTLAR...

     Fenerbahçe,kendi evinde Romanya'nın Vaslui takımı ile karşı karşıya geldi ve rakibine üstünlük sağlayamadı.10 yıllık tarihe sahip rakibini yenemediği gibi son dakikada Bekir ile 1-1'lik beraberliği zor kurtardı.Bu yazımın yazılış amacı Vaslui maçını dikkate alarak Fenerbahçe'nin nasıl bir yapıda olduğunu analiz etmektir.


     Öncelikle Aykut Kocaman'ın sahaya sürdüğü 11'den başlayalım.Kalede Volkan,defansta Hasan Ali-Egemen-Bekir-Gökhan,ön libero'da Mehmet Topal ve Cristian,sağda Kuyt,solda Stoch,play maker Alex ve forvette Semih olarak takım çıktı.İlk 25 dakikasını izleyemediğim maçın geri kalan izlediğim dakikalarında maçın bu skora gelebileceği görünüyordu.Rakip takım çok sakin oynadı.Ayağa paslarla çıkmaya calıştı.Maçta dikkatimi çeken birkaç nokta oldu.Semih uzun süre sonra forma giydi fakat bu şansını iyi değerlendirdiğini söyleyemeyiz.Alex ile iyi anlaşmasına rağmen etkili oyun oynayamadı.Nitekim ikinci devre Semih çıktı ve Kuyt forvete geçti.Stoch maçın en kötülerinden biriydi.Neredeyse top alamadı.O da ikinci yarı yerini Caner'e bıraktı.Hasan Ali hakkında söyleyeceğim çok yer kaybettiğidir.Hücuma Gökhan gibi çıkıyor ama geriye onun kadar hızlı dönemiyor.Ayrıca oyun boyunca Stoch ile hiç anlaşamadı.Egemen yerli yersiz basit hatalar yaptı ki gol de onun hatasından geldi ancak bu açığını hırsıyla kapatmaya çalıştı.Gökhan bildiğiniz gökhan ama biraz daha güçlenmesi gerekir.Kuyt,yapısı gereği ağır yapılı oyuncu olduğundan aldığı toplarda tekniğiyle gitmeye uğraştı.Bu ise takımın hızlı çıkmasını önleyen unsurdu.Bu gece Fenerbahçenin bir süre baskı yemesinin ve rakip sahaya çıkamamasının yegane sebeplerinden birisi ise Mehmet Topal ve Cristian idi.Sanırım Emre'nin yokluğunu bu sene Fenerbahçe oldukça derinden hissedecek.Topu defanstan alıp ileri hızlı oynayacak ve takımı hırslandıracak defansif lider sıkıntısı gözüme çarptı.


      En başta saydığım kadrodan ikinci yarı başında Semih çıktı M.Topuz girdi.Topuz'un girmesiyle Kuyt forvete geçti.Daha sonra etkisiz olan Stoch yerini Caner'e bıraktı.Yani böylece işlevsiz olan kanatlar aktifleştirilmeye çalışıldı ve oyun biraz canlandı.Caner o kadar etkili olamasa da Gökhan ve Topuz'un uyumu güzeldi.Ancak sağdan ve soldan gelen ortalar başarılı olamayınca ve gol de gelince hoca risk aldı.Mehmet Topal çıktı yerine Sow girdi ama iş işten geçmişti.Rakip rahat rahat pas yaptı ve üstümüze gelmeye başladı. E biraz da skoru yakalayınca profesyonellik yapıp gerekli gereksiz yerde yattılar.Vaslui takımını çok diri gördüm,ikili mücadelelerde çok güçlü gözüktüler.Fenerbahçe, son dakikalarda yan top organizasyonundan Bekir ile golü buldu,beraberliği kurtardı.Kendi evinde berabere kalmak ve gol yemek dezavantajdır fakat bu maçı alışma devresi olarak görüyorum.Umarım Romanya'daki maçta takım daha oturmuş olur ve istediğimiz skoru elde ederiz yoksa Fenerbahçe'nin,Galatasaray ile çekiştiği,3 puan gerisinde kalıp ikinci olduğu ve kuruluşunun 95.yılını kutladığı 2002 yılının Temmuzunda kurulan bir Romanya takımına elenmesi hiç zor gözükmüyor.SAYGILARIMLA... 

25 Temmuz 2012 Çarşamba

KADRO ANALİZİ + ELEŞTİRİ


     Bursaspor, sıradan bir Anadolu takımı olmadığını son yıllarda elde ettiği başarılarla herkese göstermeye devam ediyor. Bu sezon ile birlikte üst üste 3 sezondur Avrupa Kupalarında mücadele ediyoruz ve az çok camia olarak tecrübe sahibi olduk. Avrupa Ligi'nde gruplara kalabilmek hatta daha da ileri gidebilmek için, ligde yine zirveye oynamak ve Türkiye Kupasında; kupanın bir ucundan tutabilmek için kadro kalitesine ve kadro derinliğine sahip olmamız gerekiyor.

     Çünkü; Bursaspor 16 Mayıs 2010'da gerçekleştirdiği devrimden sonra diğer Anadolu takımlarımız da aynı başarıyı elde etmek için, zengin ve kaliteli kadro kurma adına her transfer döneminde yaptığı çalışmaları görüyoruz. Kadromuzun yetersiz oluşunu geçen sezonun ilk yarısında hepimiz gördük, üzülerek söylüyorum gol atmaktan aciz bir futbolcu grubu vardı elimizde. Ertuğrul Hoca'mızın sezon başından beri gelecek adına motive edici açıklamalar yapması ve özellikle isabetli Pinto transferi ile play-off grubunu lider, kupa maceramızı da finalist bitirebildik.

      *Gelelim bu sezon için eksik gördüğüm noktalara...
     
      Vederson'un olmadığı maçlarda Mehmet Sak'ın o bölge için verilen şansı iyi değerlendiremediğini gördük. Gelecek vaad eden genc futbolcu sıfatı ile Altay'dan transfer edilen Mehmet az forma şansı buldu kabul ancak şans bulduğu maçlarda da bekleneni verememesi bize yetersiz futbolcu portresi çizdi. Hakan Aslantaş'ın da o bölgede oynama kabiliyeti var ancak ben kadro derinliği açısından mesela TFF 1. ligden sezonluk oynadığı maç sayısı yüksek olan (28-30 maç gibi) iyi bir sol bek alınmasını faydalı görüyorum. Hatırlatırım Vederson'un akıbeti hala belirsiz ve çıkacak kötü bir karar takımın sol tarafına önemli bir yara açar.

     Volkan Şen'in gitmesiyle sağ kanadımız ofansif anlamda yetersiz kaldı. Sestak o bölgede biraz mecburiyetten oynasada sezon içerisindeki bazı maçlarda etkin olabildi. Kamp sürecinde İsmail Odabaşı performansı ile o bölge için ön plana çıksa da eğer o bölgeye orijinal bir sağ açık alınmaz ise tıpkı geçen sezon gibi bir oyun kurgusu izleyeceğiz. Yani şöyle; Sestak sadece geniş alan bulduğu maçlarda sağ kanadı aktif tutacak, yetersiz gördüğüm İsmail o bölgede isteneni veremeyecek.

     Bolu'dan transfer edilen Ferhat Kiraz sol taraf için güzel tercih, Ozan'ın olmadığı maçlarda sol tarafta ofansif açıdan hiç bir aktivite görülmüyordu. Ferhat'ı sadece sol kanat olarak düşünmemek gerek, ortasahanın ortasında da iyi işler çıkarması muhtemel.

     Kadromuzda Batalla'dan başka kreatif oyuncu bulunmaması da önemli bir eksiklik bence, rakip tarafından marke edilidiğinde takımın atak organizasyonları neredeyse tamamen duruyor. Geçen sezon

Batalla'nın markajdan kurtulamadığı maçlarda topu rakip alanda tutamadığımızı gördük. Oyunun kilitlendiği anlarda Batalla'nın görevini üstlenebilecek, verdiği paslarla rakibin dengesini bozabilecek, ayağında top tutabilecek bir futbolcuya ihtiyaç var. Bu görevi bu sezon hangi futbolcu yapabilecek yada geçen sezon gibi böyle bir göreve gerek görülmeyecek.

     Bu yazımı yazdığım sıralarda Samsunspor'dan Murat Yıldırım transferi gündemdeydi, alınırsa kadro derinliği açısından ve oyun tarzı sebebiyle mutlaka artı değer katacaktır kulübe.

     Bir kaç kelime de takımdaki gençler için konuşalım; bu sezon Barış Örücü, Emre Pehlivan, Musa Çağıran, Okan Deniz gibi gencleri daha çok sahada görmek istiyoruz. Alper Potuk, Soner Aydoğdu, Emre Çolak gibi rakiplerimizin gençleri oyuna nasıl etki edebiliyorsa aynı etkiyi bizim gençlerimizden de bekliyoruz. Rakip tarafından kilitlenen Batalla, aksayan kanat organizasyonları sayesinde tıkanan oyun esnasında bu gençlerimiz tek umudumuz olabilir bu sezon.


NOT: Blogumuzun ana teması Türk Futbolu'dur ancak ilk kez kendi takımım hakkında yazma ihtiyacı hissetiğim için bu yazı yazılmıştır.

19 Temmuz 2012 Perşembe

HAYDİ BİSMİLLAH...

     Armalar farklı olabilir,rekabet üst seviyede olabilir ve hatta arada ciddi bir gerginlik de olabilir ama bayrağımız ve adımız aynıdır bizim...


     Eskişehirspor 36 yıl sonra, bugün Avrupa Ligi 2.Ön eleme maçında,Atatürk stadında İskoç ekibi St. Johnstone'u saat 20.00'de ağırlayacak ve maç Trt spor'dan  yayınlanacak.Maçı Hırvat hakem Ante Vucemilovic Simunovic yönetecek.Beşiktaş'ın sürpriz şekilde kupadan çıkartılmasıyla şans bulan Eskişehir ekibi,kadrosunu koruyarak ve güçlendirerek bu maça hazırlandı.Çeşitli takımların yurt içinde birbiri arasında sıkıntıları olabilir,bu normaldir.Ancak konu Avrupa oldu mu akan sular durmalı bence...Sonuçta bu milli bir davadır ve birlik olmak gerekir. 


     Eskişehir'in,Galatasaray'ın,Bursa'nın,Fenerbahçe'nin yada Trabzon'un kazandığı başarılar sadece kulüplerin değil ayrıca ülkemizindir..Taraftarlık gözlüğüyle bakıp ön yargılı olmak ve belli hesaplar içine girmek ülkemize yarar getirmez.Armalar farklı olsa da okuduğumuz marş ve altında olduğumuz bayrak aynıdır.Ülkemizi Avrupa'da temsil eden tüm takımlara başarılar dilerim...SAYGILARIMLA...