29 Eylül 2012 Cumartesi

HAYALLERİN KADAR YÜKSELİRSİN ; ORDUSPOR...

     Bu akşam ligin 6.haftasında Orduspor, sahasında oynadığı lig lideri Galatasaray'ı Hasan Kabze ve Bogdan Stancu'nun golleriyle 2-0 mağlup etti.Lider Galatasaray ile puan farkını 1'e indiren ve ikinciliğe yükselen takım ayrıca ligde Fenerbahçe ile şuan itibariyle namağlup oynayan iki ekipten biri durumunda gözüküyor.


     Asıl bahsetmek istediklerimden önce kısa olarak maç hakkında konuşmak istiyorum. Maç öncesi taraftar atmosferi ile ısınan ortam,takım üzerinde de etkisini göstermişti. Maç başladığında Orduspor canlı

28 Eylül 2012 Cuma

ANADOLU'YA DESTEK ANADOLU'DAN

   
     Öncelikle bir Bursaspor taraftarı olarak bu yazıyı büyük bir keyifle yazdığımı söyleyebilirim. Renklerine gönül verdiğim kulübün böylesine kurumsal hamleler yapması, her Bursasporlu gibi beni de çok mutlu etti. Önceki yazılarımızda endüstriyel futbola karşı olduğumu açık bir şekilde ifade etmiştim. Ancak hepimizin bildiği gibi günümüzde futbol dünyasının çarkları para ile dönmekte ve bir Anadolu kulübünün kendine ekstra gelir kapısı

25 Eylül 2012 Salı

ANTİPATİK YÖNETİM

     Son yıllarda futbol dünyasında en nefret ettiğim şey Arap şeyhlerinin futbola el atması, milyonlarca insanın en çok keyif aldığı bu güzelim oyuna burunlarını sokarak haksız rekabete sebeb oluyorlar benim kanâatimce.. Roman Abramovic'in Chelsea'nin hisselerini satın almasıyla başlayan bu furya son 10 yılda futboldaki bazı manevi değerlerin de önüne geçmeyi başardı. Dünyanın hiç bir yerinde değişmeyen salt kural bu çünkü, işin içine para girince akan sular durur.

     Dünya futbolundan sıyrılıp ülkemize baktığımızda büyük paraların döndüğünü her futbolsever net bir şekilde görebiliyor. Yurt dışında

23 Eylül 2012 Pazar

"PRENSİPLER ÖNEMLİ (!)"

     Endüstriyel futbolun ülkemizdeki son temsilcisi Kasımpaşa Spor Kulübü yönetiminin bugün almış olduğu karar sonucunda teknik direktör Metin Diyadin ile yollar ayrıldı. Bu ayrılığın yeşil sahada alınan sonuçlar ile ilgisinin olmadığı gayet net bir şekilde ortada, zaten kulüpten yapılan açıklamada şu cümle herşeyi özetliyor; ''Metin Diyadin'in görevine son verilmesi sonuçlarla değil, yeni oluşan şirket yönetiminin prensipleriyle alakaladır.''
     Bu konu hakkında

21 Eylül 2012 Cuma

"KOCAMAN" HAYALLERİN,"KOCAMAN" KIRIKLIĞI OLUR..

     Fenerbahçe,sahasında ağırladığı Marsilya ile 2-2 berabere kalarak UEFA Avrupa Ligine 1 puanla başladı.Saatler 20.00'yi gösterdiğinde nefesler tutuldu.Her şey güzel başladı.Stadyum fena değil,oyuncular ise istekliydi.Önce 1-0 öne geçtik.İlk yarıyı böyle kapatırken kafamızda hep galibiyet vardı.İkinci yarı başladı ve birden 2-0 öne geçtik.Atmosfer harikaydı.Taraftar çoşmuş ve marşlar söyleniyordu.Artık maç bitti derken Marsilya farkı 1'e indirdi.Olsun,buradan da maç mı vereceğiz deyip marşlara devam edildi.Hakem düdüğü ağzına götürdü ve çaldı.Çaldı çalmasına ama bizi yıkan gol için çaldı.30 saniye kala 3 puan elimizden uçtu gitti.


     Maçı izleyemeyenler için sanırım en kısa özet bu olsa gerek.Öncelikle Türk futbolu için kara bir geceyi geride bıraktık.Skor evet önemli ama asıl sorun bence oyunun kendisiydi.Dün bir yazı kaleme almıştım ve Galatasaray'ı övmüştüm.Mağlup olmasına

20 Eylül 2012 Perşembe

"DÜŞLER TİYATROSU"NDA "ŞAMPİYONLUK" OYUNU...ALKIŞLAR GALATASARAY'A...

     Fenerbahçe ve Beşiktaş daha önce bu stadyumda oyun oynadılar ve galip geldiler.O stadyumun adı "Old Trafford" stadyumuydu.İngilizler ona "düşler tiyatrosu" diyor.En güzel oyunların oynandığı mucizevi bir tiyatro.Dediğim gibi daha önce Fenerbahçe ve Beşiktaş da oynadı bu sahnede ve adını altın harflerle yazdırarak

18 Eylül 2012 Salı

İLK 4 HAFTA GÖZLEMLERİ

     Spor Toto Süper Lig 2012/13 sezonunda ilk 4 hafta geride kalırken ön plana çıkan gelişmeleri kısaca değerlendirmek istedim. Geçtiğimiz sezonun sonunda ve transfer döneminde yapılan transferler bu sezonun nasıl geçeceğini az çok kestirmemize yardımcı olmuştu zaten, bakalım 4 maçlık periyodda neler yaşanmış.

     Son şampiyon ünvanını eline alan

16 Eylül 2012 Pazar

LİGİMİZİN YETERSİZ ARENALARI...

     Ligimizde her hafta dokuz maç oynanıyor.Bu toplamda 306 maç demektir.Oyuncu kalitelerine önem verdiğimiz halde peki neden stadyumların kalitesine aynı önemi vermiyoruz?

     Eski zamanlardan beri stadyumların durumu gözüme çarpıyor.Ya ışık yetersiz yada stadyum inşaat halinde oluyor.İzlerken şahsen keyif alamıyorum.Mesela benim ilk dikkatimi çeken Avni Aker Stadyumu.Işık öylesine yetersiz ki

12 Eylül 2012 Çarşamba

MİLLİ TAKIM KAZANDI,SELÇUK İNAN KAYBETTİ...

     Milli Takım sahasında Estonya'yı 3-0 gibi farklı bir skor ve güzel oyunla yenmesini bildi.Maç hakkında fazla bir şey söylemeye gerek yok,baskılı ve iyi oynadık.Oyun güzel ama bu akşam bunu konuşmak istemiyorum.Artık Milli Takımda yaşananlar bana tat vermemeye başladı.

     Öncelikle eğer "Milli" bir takımsa bu takım,oyuncu kartelesinin geniş olması gerekir.Belki bana kulüpçülük yapıyor diyeceksiniz ama artık sadece Galatasaray ve Fenerbahçe'den oluşan bir Milli Takım canımı sıkıyor.Evet belki oynayan kadro kalitelidir ama en azından genel olan

8 Eylül 2012 Cumartesi

BASIN FAZLA "İNAN"MIŞ....

     Milli Takım dün gece Hollanda'ya 2-0 mağlup olarak elemelere kötü başladı.Maçtan önce yazdığım yazıda da belirttiğim gibi beklentileri yükseltirsek hayal kırıklığı fazla oluyor.Bugünkü yazımın konusu elbet bu olmayacak.Mağlubiyet sonrası gazete manşetlerini değerlendireceğim.Maç sonrası neden değişik tepkiler verildiğini anlatacağım.

     Bütün gazetelerin manşetinde aynı isyan; Selçuk neden yok..Biz bu sorunu senelerdir yaşıyoruz.Milli Takımın başına bir hoca getiriyoruz ama verdiği her kararda yada tercihte bu neden yok,şöyle neden oynamadın,şu niye yedek gibi bir sorgulama içine giriyoruz.Çok bilmiş tavrımız hemen devreye giriyor.Bu ülkede sanki hepimiz teknik direktörlük eğitimi almış kalite hocalarız.

     Hocanın elinde kaliteli bir kadro var.Uyum sürecini atlattığı zaman belli ki bu takım belli kademeye gelecektir.Hoca tercihini yapmış ve mücadele kapasitesi yüksek bir kadro çıkarmak istemiş.Bence Selçuğu kullanmamasının sebebi Selçuğun biraz daha hücuma yönelik rahat bir oyuncu özelliğinin olmasıdır.Yani baktığımızda evet belki Galatasaray'da iyi oynuyor ama orada Melo gibi bir subap var.Zaten kendi sahasında baskılı oynayan Galatasaray karşısında rakip kapanıyor ve Selçuk bu yüzden daha etkin gözüküyor.Hem Emre ve M.Topal,Melo seviyesine henüz gelemediler hem de rakip Hollanda,bize karşı kapanarak oynamaz.Bu sebeple hoca,ortasaha direncini kaybetmemek adına Selçuk yerine Emre ve Topal'ı koyup liderliğe de insiyatif alabilen Arda'yı vererek daha güçlü takım yaratmak istemiş.Bu hocanın takdiridir ve asla bunun üzerinden Abdullah hocayı yıpratmak söz konusu olamaz.

     Peki neden bu kadar üstünde duruluyor? Çünkü Selçuk son şampiyon Galatasaray'ın en önemli futbolcusudur.Bizim basın böyle şeyleri çok sever.Neden Hakan Şükür yok,neden bu alınmadı ve niye böyle falan gibi tanınmış futbolcuları kullanmaya bayılır.Tamam eleştirebilirsiniz ama bunun bir saygı sınırları vardır.Bence de mesela Hamit abartıldığı kadar iyi oynamıyor,dirençsiz gözüküyor.Mesela Emre daha güçlenmedi.Bunlar söylenir ama sürekli bir oyuncuya takılarak eleştiri yakışmıyor.Bakınız maçı izlerken pozisyona da girdik.Direkten dönen var,kalecinin çıkarttığı var ve net kaçırdığımız var.Bunlardan biri gol olup galip gelseydik bunların hiçbiri konuşulmayacaktı.Eleştiriye tamam ama "NE ! SELÇUK YOK MU" yada "İNANılmaz" gibi abartılı puntolarla yazılan haberler hocanın verdiği kararlara saygı göstermemektir.Yani Galatasaray'da oynuyor diye bir futbolcunun kesin oynaması mı gerekir.Koskoca Real Madrid'ten Liverpool'a transfer yapmış bir Nuri Şahin bile sonradan giriyorsa burada Selçuğu konuşmak anlamsız geliyor.Selçuk bence tamamen taktik gereği oynamamıştır.Bize karşı kapanan Estonya,Romanya yada Macaristan gibi karşılaşmalarda bence Selçuk daha etkili olacak ve Galatasaray'daki gerçek rolünü yerine getirecektir.Abartılı basını yanlış bulduğumu tekrar ifade ediyorum.Milli Takım, mücadele olarak umut verdi fakat hataları oldukça fazla ki bu da normaldir.Estonya ve devamında hataları en aza indirerek galibiyetlere başlamasını bekliyorum.Hocamıza ve oyunculara güveniyorum.Başarılar diliyorum.SAYGILARIMLA...    

7 Eylül 2012 Cuma

YİNE YENİ YENİDEN GRUP LİDERLİĞİNE DOĞRU TÜRKİYE...

     Türkiye, 2014 Futbol Dünya Kupası için elemelere bugün başlıyor.Rakip güçlü Hollanda ama Milliler kendilerine oldukça güveniyor.Bugün saat 21.30'da başlayacak karşılaşma Amsterdam Arena stadında oynanacak.Bu klasik bilgileri verdikten sonra asıl yazma amacıma artık girebilirim.

     Biz ülke olarak son iki şampiyonaya  gidemedik.Katıldığımız zaman fırtınalar koparıyoruz ama katılana kadar da bir o kadar sıkıntı çekiyoruz.Yakın tarihten örnek verirsek eğer 1998 Dünya Kupasına gidemedikten sonra 2000'de Avrupa'ya gittik.2002 Dünya kupasında 3.'lük almış bir Milli Takım,2004'te Avrupa'da yok.2006 Dünya kupasına olaylı İsviçre maçıyla gidemedikten sonra 2008 Avrupa Şampiyonasında yine yarı finale kaldık.Sonrasında oldukça sert bir düşüş ve ardı ardına 2010 ve 2012 organizasyonlarına katılamadık.

     Bizim hiç düzenli bir kadromuz olmadı.Kim 3 büyüklere geldiyse kötü de olsa anında Milli Takıma alındı.Bunun semeresini, istikrarsızlık olarak son yıllarda fevkalade acı bir şekilde yaşadık.Bizim bazı kesimlerimizde biraz yüceltme içgüdüsü var.Kendimizi sürekli yukarıda görüyoruz.Sokaktaki vatandaş da yazılı ve görsel medyamız da aynı hissiyatta.Televizyonları açıyoruz,hep aynı yayınlar yapılıyor.Biz aslanız,biz kaplanız,önümüzde kimse duramaz nutukları atılıyor.Milliyetçi duyguları aşağılamak asla aklımdan geçemez ama bunu futbolda kullanınca hiç oturmuyor.Öyle konuşmalar,yorumlar izliyorum ki zannedersin 5 tane Dünya Kupamız,3 tane Avrupa Şampiyonluğumuz var.Rakip Almanya,Hollanda,İspanya,Brezilya,Arjantin olmasına rağmen bizde duygu hep aynı oluyor.Türk'ün önünde kimse duramaz tamam ama bu sadece bir oyun ve futbolun doğrusuna göre değerlendirmek gerekir. 

     Guus Hiddink gibi iyice kendimizi aşağılayalım demiyorum ama biraz da haddimizi bilerek değerlendirme yapsak fena olmayacak.Belki bu kadro iyi fakat yeni oluşturulan bir oyuncu iskeleti var.Uyumunu değerlendirdikten sonra iddialı yorumlar yapabiliriz.Diyoruz ki Hollanda son Şampiyonada döküldü.Bakıyorsun gruba Almanya,Portekiz ve Danimarka var.Ölüm grubu denilen gruptan kim çıksa şaşırmazdım.Evet belki kötü oynadılar ama sonuçta grup da çok iyiydi.Ayrıca hocası da turnuvadan sonra değişti ve Van Gaal göreve geldi.Bunları anlatmamın sebebi küçültülen Hollanda'nın aslında göründüğü kadar kötü olmadığını vurgulamaktır.Milli Takımın üstünde rehavet oluşturmak anlamsız geliyor.

     Biz rakip kötü diyoruz ama kendi oynadığımız maçlara hiç bakmıyoruz.Milli takım,Azerbaycan'a mağlup olmadı mı? Daha önce oynadığımız Estonya maçında 0-0 berabere kalmadık mı? Burada zar zor yendiğimiz Avusturya ve Belçika maçlarını ve bunların deplasman maçlarını ne kadar kolay unuttuk.2008'e giderken Bosna'yı zor yendik.İsviçre'ye 2006'da elendik.Daha taze olan Kazakistan maçını nasıl unuturuz.Rahat olacak maçı son saniyede kazanmıştık.Daha neler neler sayarım ama yazı uzar gider.Mesela biz hiç engelsiz, kafamız rahat olarak şampiyonaya katılamadık.Ya Norveç ya İsviçre yada Hırvatistan çıktı karşımıza.Hala yorumlarda bu grubu 1.olarak tamamlarız diyenler var.Biz hangi grubu 1.bitirmişiz ki bu kadar rahat konuşuyoruz.Önce geçmişimize bakıp,oyunumuzu değerlendirerek önümüzdeki maçlarda hedefleri büyütelim.Gerçek olarak bakınca bizim seviyemiz olsa olsa Yunanistan,Belçika,Avusturya,Danimarka,İsviçre gibi ülkeler düzeyinde gözüküyor.Kesinlikle moral bozma değil amacım ve Milli Takıma desteğim,inancım hep var.Bu kadro belki de bizi 1.seviye takımlar düzeyine getirecek.Bu akşam belki de Hollanda'yı yenip çok güzel top oynayacağız.Benim eleştirim hedefleri bu kadar büyüterek sonunda insanlarda hayal kırıklığı yaratanlaradır.Bu akşam Hollanda karşısında takımımızın sonuna kadar arkasında olup desteğimizi vereceğiz.Tüm sonuçlara rağmen o bizim Milli Takımımız ve başka Türkiye yok.İnşaallah yenip avantajlı olarak ilerideki maçlara moralli gidebiliriz.Abdullah hocamıza ve tüm futbolculara başarılar diliyorum.SAYGILARIMLA...   

6 Eylül 2012 Perşembe

ARDAHANSPOR'UN CANDAMARI OL...

     Televizyonu açtığımda spor haberlerini izledim.Ardahanspor maddi kriz içerisinde kıvranıyor.Diyeceksiniz ki her kulübün maddi sıkıntısı var ama bu olay göründüğü gibi değil.Ligimiz sadece Galatasaray,Fenerbahçe ve Beşiktaş'tan ibaret değildir.Bu kulüplerin de sıkıntısı var ancak maddi anlamda çok ama çok daha az kazanan takımlar bu sıkıntıyı derinden hissediyor.

     Sadece bu derdi anlatmakla kalmayıp çözümü de aktaracağım.Ardahan halkının en çok ilgilendiği şeylerden biri futbol olduğu için takımın hali halkı üzmüş.Şehrin tek temsilcisi Ardahanspor kulübüne nasıl destek veririz diye düşünmüşler.Çözüm olarak para toplamayı deniyorlar.Herkes evinde kumbara oluşturmuş ve artanı takımına destek için ayırıyor.Esnaf da dükkanlarına kumbara koymuş ki hem insanlar görüp katkı yapsın hemde kendileri artanı oraya koysunlar.Amaç takımı kurtarmak.Son bir çare olarak bu yolu bulmuşlar ve deyim yerindeyse mücadele ediyorlar.

     Ligimizde senelerce nice şampiyonluk kazanan takımlarımız dahi maddi anlamda zorlanırken düşünün bu kulüplerin durumunu.Şampiyonluk parası adı altında alınan hava paraları,büyük stadlarında oynadıkları maçların gelirleri ve lisanslı ürünlerden gelen hasılatlar ile büyük para kazanan takımlarımız var.Bu kulüplerin yanında bir de alt liglerde olan,yayın geliri olmayan,şampiyonluk parası alamayan,küçücük stadlara gömülmüş ve ürün satışı dahi gelişmeyen kulüpleri düşünün.Elinizi vicdanınıza koyup bir kez daha düşünün.

     Sıkıntılar büyük ama en azından halk çözüm arayışı içerisinde didiniyor.Ben de bu konuyu dillendirmek istedim.Ak Parti ve CHP Ardahan Milletvekillerine,Ardahan Valisine ve tüm Ardahanlı arkadaşlarımıza sesleniyorum ve şehrinizin futbol takımına destek verin diyorum.Ardahan'ın tek temsilcisi ve eğlencesi Ardahanspor gönül ister ki bir an önce bu sıkıntılardan kurtulsun.Amacımız aslında bir kulübe dikkat çekmek değil, Ardahanspor özelinde tüm maddi destek arayan şehir kulüplerinin sesini duyurmaktır.İstanbul'da,İzmir'de,Adana'da,Ankara'da,Erzurum'da,Van'da, Bitlis'te,Bingöl'de maddi destek bekleyen tüm takımlarımızın sesini duyurmak asıl gayemizdir.Halkın desteğini gördükten sonra sevindiğim için yazımı yazma gereğini hissettim.Ardahanspor ve daha niceleri yardımlarınızı bekliyor.Tüm takımlarımıza sorunsuz sıkıntısız bir lig diliyorum.SAYGILARIMLA... 

5 Eylül 2012 Çarşamba

TÜRK'ÜN AKLI ; "SON DAKİKA" TRANSFERLERİNE DAİR..

     Sezonun başındayız ve transferlerde artık son anlara giriyoruz.Artık alıştık biz haberlere ama kısaca gündemdeki son dakika transferlerine dair konuşmak istiyorum.

     Bir spor kulübü,belli kurallar içerisinde ve profesyonellere emaneten varlığını sürdürür.Futbol özelinde konuşursak eğer yapı oldukça karışık işliyor.Ülkemize yeni yeni giren kavramlarla boğuşmaktayız.Sportif direktörlük diye bir yapı var ve biz bunu kendimize uygulamaya çalışıyoruz ancak hala bir türlü beceremiyoruz.Türk halkında genelde mevki sahibi olmak önem arz eder.Sportif direktörlük kavramında da bir mevki sırası var.Yani tüm takımla ilgili kararları ki buna transfer de dahil hoca seçimi de dahil olmak üzere oradaki direktör alır,uygular.Ancak biz bu kavramı melezleştirip hep kendimize uydurma yolunu seçiyoruz.Ya teknik direktör beğendiği oyuncuyu aldıramaz yada kendisinin istemediği oyuncu alındığı için o oyuncuyu kadrodan soğutur.Sorun kısaca mevki sorunudur.Genelde birbirimizi çekememezlikten düzen oturtamayız.Ya tamamen takım kararları teknik adamın olacak yada sürekli bir kargaşa yaşanacak.Düzenimiz düzensizlik anlayacağınız.

     Tüm takımlar sezon boyunca maçlarını oynarken bir yandan da yetkili insanlar oyuncu izlerler.Bizim takımımıza bu mu uygun şu mu uygun diyerek görüş belirlerler.Sezon bittiğinde de futbolcuyla masaya otururlar,konuşarak ya anlaşırlar yada diğer alternatiflere yönelirler.Bu işlemin normal olarak hazırlık kampı başlamadan bitmesi gerekir ki alınan yeni oyuncular zaman kaybetmeden takıma alışsınlar ve formda olsunlar.İşin normali budur fakat bizim ülkede farklı yürüyor.Türkün aklı misali son dakika olmadan harekete geçmiyoruz.Altı ay boyunca oyuncuyla görüşüp takıma monte edemeyen yetkililer nedense saatler kala transferleri patlatıveriyorlar.Alınan oyuncular mutlaka kaliteli oyuncular ve katkıları olacaktır ama bizim sıkıntımız yukarıda biraz bahsettiğim gibi sistemi melezleştirip sistemsiz hale getirmek oluyor.Transfer yapılıyor ama kim yapıyor,nasıl yapıyor belli olmuyor.Alınan oyuncuyu yönetim mi alıyor,Sportif direktör mü alıyor yoksa teknik direktör mü alıyor sürekli kafamızın köşesinde kalıyor.Ortada bir gecikme var ama sistemsizlikten kızacak birini bulamıyoruz.Diyeceksiniz ki Real Madrid bile son dakika transfer yapıyor sorun olmuyor.Benim bahsettiğim transfer değil aslında.Orada transferden sorumlu birileri var ve hata olduğunda suçluyu bulabiliyorsunuz.Zidane yada bir başkası oluyor ama sonuçta oluyor.Bizim önce yetkilileri belirleyip zamanında transfer yapmayı öğrenmemiz gerekiyor   

     Galatasaray Cris'i,Fenerbahçe Meireles'i,Beşiktaş Gökhan Süzen'i,Trabzonspor Janko ve Emerson'u,Bursaspor Tuncay'ı,Orduspor İ.Kaş'ı,Mersin Murat Ceylan'ı ve Eskişehirspor Necati'yi kadrosuna kattı.Daha unuttuğum onlarca transfer var ama bunlar şuan aklıma gelen gelişmelerdir.Transfer illa olsun yada illa olmasın diye bir görüş belirtmiyorum.Eğer yapılacaksa, bu iş kamptan önce bitirilmeli diyorum.Türk oyuncular yine avantajlılar ama yabancı oyuncuların mutlaka bir alışma devresi olacaktır.Zaten ligin 3.haftasını bitirmişken daha ne kadar sürede bu merhemler etkisini gösterebilirler merak konusu bence.Transferleri değerlendirmeden önce o transferleri yapacak olan sistemi tartışıp oturtabilirsek maça 1-0 önde başlarız.Son olarak transferlere gelince; Galatasaray yaşlı da olsa alternatifini buldu.Fenerbahçe kaliteli bir ön libero soruna çare olarak hamle yaptı.Trabzonspor biraz günü kurtarmaya çalışıyor.Bursaspor kadro derinliğini arttırma çabasında.Diğer takımlar can havli ile hamleler peşinde koşuyor.Dediğim gibi transfer yapılır ama önce balığın başına odaklanmak gerekir.SAYGILARIMLA... 

     

30 Ağustos 2012 Perşembe

"ALEXSİZ" BAŞIN CEZASINI "KURUMSAL YAPI" ÇEKERMİŞ...

     Günün birinde bir bayan mutfağa girip yemek yapmaya başladı.Eşine,çocuklarına ve ailesine yemek hazırlıyor.Çorbanın yanında güzel bir sıcak yemek yapacak ama ne şanssızlık ki bu bayan tuzu hiç mi hiç sevmiyor.Eskiden çok severdi ama sonradan fark etti ki bu tuz onu rahatsız ediyor.Kendi kendine dedi ki; yemeği yapan benim o yüzden ister atarım tuzunu ister atmam.Başladı yemeğe,koydu malzemeleri, yemeği hazırladı.Akşam ailesi geldi, sofraya oturdular.Yemek başladı ama herkesin yüzü bir garip oldu.Çorbada ve yemekte tat yok.Evet belki karın doyuruyor o yemek ama yenilen yemekten hiç bir şey anlaşılmıyor.Tuzu çok seven ailesi ısrarla tuz isteyince o da mecburen koyuyor sofraya tuzu.Tuz devreye girmeye başlıyor ama bu sefer de etkisini gösteremeden yemek bitiyor ve alıyor herkesi bir homurdanma.Sizce yemeğin tadını kaçıran kim? Yemeği yapan bayan mı yoksa yemeğin tadını almak isteyen ve istediği olmayınca tepki gösteren aile mensupları mı?

     Sanırım şaşırdınız ben bunları yazdığım zaman.Garip garip baktınız ekrana okudunuz kaldınız.İşte benim durumum da budur.Bakıyorum son günlerde dışardan bir göz olarak Fenerbahçe haberlerine,hep bir kavga hep bir anlaşmazlık var.Hani bizi kimse yıkamaz diyordu Aykut Kocaman,futbolcular ve yöneticiler.Ortaya çıkan kavganın sebebi nedir? Anlayanınız varsa ne olur topluma da anlatsın.Senelerdir Fenerbahçe'de kalitesiyle fark yaratan,takımı alıp götüren,taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanmış,uğruna "bir Alex değil" diye tshirt basılan ve geçen sezon takımı son dakikaya kadar umutlu olarak getiren Alex de Souza değil miydi?

     Amacım Aykut Kocaman'a saygısızca bir eleştiri yapmak değil ama aklım almıyor.Eğer bir oyuncuyu kadroda düşünmüyorsanız,transfer sezonunun başında yollarınızı ayırıp takımı öyle hazırlarsınız.Alex takımda oldukça siz Alex'i kolay kolay kesemezsiniz.Sebebini dün akşamki oyundan gördük.Alex girene kadar ruhsuz oynayan ve zaman bitirmeye çalışan takım Alex ile beraber basan,koşan,sağdan soldan orta yapan ve rakibi sahasına gömen bir oyun oynadı.Sebebi ise takımın Alex ile beraber oynamaya çok alışmış olmasıdır.Siz bu oyuncuyu kenarda tutarsanız,sahadaki oyuncular hep onu isterler.Ya en başından sileceksiniz yada sonradan takımdan kesmeyeceksiniz.

     Şimdi düşünsek mesela,Galatasaray Selçuk İnan'sız yada Bursaspor Batalla'sız bu kadar etkili oynayabilir mi? Takımların bazı mihenk taşları vardır ki oyunu güzelleştirir,takımı ateşler ve tat katar.Alex de bunlardan biri ki bence Fenerbahçe ile özdeşleşen en önemli isimlerdendir.Siz aldığınız kararları keskin,tepeden indirme uygularsanız sonunda değil tur,sonunda mevkinizi de kaybedersiniz.Durup dururken takımda gerginliğe sebep olup sonra da oyuncuyu suçlamak ne kadar doğru bilemiyorum.En başta anlattığım gibi taraftarlar da tat-tuz istiyor ama siz tuzu sonradan çıkarırsanız oyunu güzelleştirirsiniz ama bu turu geçmenize yetmez,yani yemek biter.Bana göre anlamsız bir kavgada kaybeden Fenerbahçe oldu.Rakibin en çok çekindiği oyuncuyu maça başlatmadınız,son 30 dakika kurtarıcı olarak soktunuz ama asist de yapmasına rağmen bu yetmedi.Belki oyuncuyla karşı karşıya gelmek onur kırıcı olabilir ama bilmelisiniz ki bir taraftar için tura veda etmek de son derece hayal kırıklığı yaratır.SAYGILARIMLA...      

27 Ağustos 2012 Pazartesi

İNÖNÜ'DE İLAHİ ADALET...

     Bu gece koltuğuma oturduğumda kafamda bazı düşünceler vardı.Kağıt üstündeki Galatasaray, kaliteli kadrosu ile yeniden yapılanmaya giden Beşiktaş'ı sürklase eder kanısındaydım.Galatasaray Selçuk gibi bir maestroya,Umut gibi bir çabuk santrafora ve Elmander gibi kuleye sahipti.Diğer tarafta ise sanki toplama bir takım görüntüsü veren bir Beşiktaş gözüküyordu.Maçtan evvel yalan olmasın fark bile olacağını söyledim.

     Önce tribünden başlayıp uzatmadan analiz yapayım.Tribünler tamamen dolu diyebiliriz,destek de veriyor ama bazı hareketleri maçı izleyenleri rahatsız ediyor.Her köşe vuruşunda futbolcuya dokunma mesafesinde bağırmalar,yabancı madde atmalar ve Fatih hocayla girilen polemik gözüme hoş gelmedi.Destek anlamında takımını ateşledi ama agresifliğin dozunu bence ayarlamalılar.

     Maç başladı,hemde ne başlamaktı.Daha 20. saniyede Umut defansın arkasına sarktı,kaleciyi geçti ama vuruşu iyi değildi.Maçın başında işler Samet hoca için ters gidebilirdi.Fatih hocanın kadrosu kalite anlamında ve oturmuşluk anlamında daha iyi olduğu için bunun vermiş olduğu bir özgüven ile maça başlandı.Topa sahip olan ve istediklerini yapan Galatasaray gördük.Defansın arkasına Umut'un yaptığı koşular biraz da defansif hatalar sayesinde çok tehlikeli oldu.Derken bir yan top ve Melo kendi kalesine topu gönderdi.Bu gol Beşiktaş'ın Galatasaray karşısında dirençli olmasını sağladı.Golden sonra yine istediklerini yapan Galatasaray vardı ki defansın hatasını affetmeyen Elmander önceliği alarak güzel vuruşla beraberliği sağladı.

     Normalde Galatasaray'ın kaçıp Beşiktaş'ın kovalayacağı bir oyun beklerken şans Beşiktaş'ın yanında oldu ve hep Beşiktaş kaçtı.Pozisyonu olmadan golü buldu.Beraberlikten sonra da sahada oynayan Galatasaray devam etti ancak çıkarken kaptırılan top döndü kalesine gol oldu.Tam Samet hoca herşeye rağmen galibiyetle devreye girdim derken Galatasaray, elle oynama açısından tartışmalı bir pozisyonda Umut ile yine beraberliği sağladı ve devre 2-2 sona erdi.

     İkinci yarı biraz daha hatalarından arınmış bir Beşiktaş izledik.Daha güçlü,daha basan bir takım izledik.Galatasaray'a o bilinen oyunlarını oynatmadılar.Baskı yapıp top kazanmaya çalıştılar.Buna mukabil golü de kazanılan top ile güzel bir paslaşmanın devamında Hakan Balta'nın acemice hatasından buldular.3. kez öne geçen takım pozitif üstünlüğü de aldı.Galatasaray rakibin üstüne gitmeye çalıştı ancak etkili olamadığı gibi bir de geride verilen boşluklar sıkıntı yaratttı.Mustafa Pektemek'in talihsiz sakatlığı ile Batuhan değişikliğine giden Beşiktaş,yakaladığı iki net pozisyonu anlamsız şekilde harcadı.Eğer o gollerden birini atsaydı farkı ikiye çıkartıp seyirci desteğiyle maçı erken koparabilirdi.Ancak bu olmadı.Maçın son anlarında baskı kuran Galatasaray, 85.dakikada Burak ile penaltı kazandı.Soğukkanlı Selçuk topu ağlara yollayarak takımına beraberliği getirdi.İlk yarı rakibine top göstermeyen Galatasaray ikinci yarı adeta durdu,seyretti.

     Görüldü ki derbilerin favorisi gerçekten olmuyor.Maçtan önce fark atar dediğim Galatasaray,son dakikada sıkıntılı bir penaltı olmasa mağlup olacaktı.Beşiktaş maçın geneline bakarsak daha çok koştu,mücaedele etti.Kalite farkını böyle kapatmak istedi ve başarılı oldu.Maçın hakemine kısaca değinirsem de pek beğenmedim.Umut'un golünde elle müdahale gördüm,Emre Çolak'ın 80. dakikada Hilbert'e çarpan topunu penaltı gördüm ve son anlardaki penaltıyı da çok acemice buldum.

     Şansının yardımı ve rakibinin acemice hataları ile golleri bulan Beşiktaş,son dakikada yine bir şans penaltısıyla 3 puanı kaybetti.İlahi adalet bu olsa gerek.Ne iyi oynayan ama basit hata yapan Galatasaray üzüldü ne de Pozisyon bulamadan golleri bulan ama mücadelesini iyi yapan Beşiktaş üzüldü.Sadece Beşiktaş,üçüncü golden sonra harcanan pozisyonlara üzülüyor,Galatasaray ise basit yapılan hatalara üzülüyor.Daha ligin başındayız,elbet bu takımlar form tutacak.İşte o zaman daha zevkli maçlar izleyeceğiz.SAYGILARIMLA...

      

26 Ağustos 2012 Pazar

SÜPER LİGİN KALESİ SAĞLAM...

     Bugün farklı bir konuyla karşınızdayım.Lig başladı ve maçlar oynanıyor,bizde özlediğimiz ligi keyifle izliyoruz.Siz de farkettiniz mi acaba benim farkettiğimi merak ediyorum.Süper Lig takımlarının kalecilerine gözüm takıldı.İzlediğim özetlerde hep kalecilere baktığımda yetenekli,kaliteli isimlerin çoğunlukta olduğunu gördüm ve sizlere bir yazı derledim.

     Öncelikle son şampiyondan başlayarak hakkını verelim.Kalede Uruguaylı Fernando Muslera gerçekten güven veriyor.Takımının şampiyonluğunda önemli pay sahibi olduğu kadar arkadaşlarıyla da uyum içinde görüntü veriyor.Taffarel'in etkisi tabi ki tartışılamaz.Muslera'nın refleksleri sağlam ve özgüvenli.Şampiyondan sonra gelelim ikinci sıraya.Ne kadar bu dönemde sakatlık yüzünden sıkıntı yaşasa da Fenerbahçe kalede iki kaliteli isime sahip.Volkan Demirel'in özel hayatında davranışları fevri olsa da kaleciliği son derece mükemmel.Yapısına göre inanılmaz hareketli refleksleri olan Volkan,her teknik adamın gözü kapalı oynatabileceği bir kaleci.Diğer isim genç Mert  Günok da Volkan gibi kaleciyle antrenman yapmanın semeresini gördü.Fizik olarak diri ve yetenekli olan kaleci,kariyerini genç yaşta Milli Takıma yükselerek taçlandırdı.Şimdi sırada Trabzonspor var.Trabzon da kaleci yönünden bolca övgüyü alan takım oldu.Tolga Zengin aslen Trabzonlu olarak içten ve duygusal oynuyor.Yetenekleri daha önceden de vardı fakat son iki senede tecrübe kazanarak kendini çok geliştirdi.Onun da Volkan gibi gözü kapalı kaleye konulması düşünülür.Yine Tolga'yı zorlayacak bir kaleci Onur Recep Kıvrak Trabzon'un kadrosunda yer alıyor.Uzun bir talihsiz sakatlık dönemi geçiren Onur,sakatlık öncesi performansı ile adeta parmak ısırtmıştı.Sanırım nazarımızın değdiği şanssız kaleci yeniden formunu bulmaya başladı.Kalede uyumayan,sürekli hareketli ve ani refleksleri var.

     Beşiktaş,tecrübeli Rüştü Rençber'den sonra kaleyi Cenk Gönen'e teslim etti.Mc Gregor'un alınması Cenk'in kalitesiz olduğunu göstermez.Kaldı ki ligin ilk maçında verdiği güveni gördük.Bolca kitap okuyan Cenk hem psikolojik olarak hem yetenek olarak ligin kaliteli isimlerinden.Sırada Bursaspor var.İngiltere'den genelde Scott Carson'a kadar ülkemize kaleci gelmezdi.Bursaspor bunu kırarak İngiliz Milli Takım kalecisini getirdi.Geçen sezon uyum sorunu yüzünden oldukça aksadı hatta kendi taraftarından dahi büyük tepkiler aldı.Ancak uyum sorununu aşınca ve yan top eksiğini de kapatınca gayet önemli bir kaleci olduğunu gösterdi.Çizgide refleksleri çok sağlam ve karşıdan gelen şutlarda oldukça başarılı gözüküyor.Ligin banko kalecilerinden biri oldu.

     Yine Anadolu kulüplerimizde çok çok beğendiğim kaleciler var.Mersin İdman Yurdu'ndan İbrahim Sehiç geçen sezon takımına performansı ile çok puanlar kazandırdı.Kalitesiyle ligin iyi kalecilerinden oldu ve bu sezon da belli ki çok can yakacak.Sehiç,özellikle uzaktan şutlarda oldukça başarılı.Orduspor'dan Saso Fornezzi,kaliteli ekip kuran ligin flaş takımı Ordu'nun kaledeki adeta sigortası.Gaziantepspor'dan Zydrunas Karcemarskas her takımın kalesinde görmek istediği bir kaleci.Kayserispor'dan Nicolas Navarro,Kayserili başarılı scout ekibinin nadide elmaslarından biri.İstanbul BBSK'dan Kenan Hasagiç, Türkiye tecrübesi olan,kuvvetli ve yetenekli kalecilerden bir diğeridir.Karabükspor'dan Vjekoslav Tomiç,iki sezondur istikrarlı oyununu sürdürdü,Karabüğün lige tutunmasında önemli pay sahibi oldu.Ekstra parantez açacağım bir kaleci ise Andreas İsaksson olacak.Değişen,gelişen Kasımpaşa'nın ses getiren transferlerinden olan İsveçli kaleci kalitesini daha ilk maçından itibaren gösterdi.Aktif,oyunu bilen ve tecrübeli eldivenin paşa'ya çok şeyler kazandıracağından eminim.

     Spor Toto Süper Ligde oynayan kalecilerin bahsettiğim gibi kalitesi dikkatimi çekti.Özellikle Anadolu takımlarının getirdiği ismi duyulmayan kaliteli kaleciler beni çok mutlu etti.Scout denilen kavramın ülkemizde kaleci gibi bu kadar önemli bir mevkide gelişmiş olması umut vaadediyor.Altını kırmızı kalemle çizdiğim bu isimleri sezon içinde dikkatlice izleyin ve bu keyfi doya doya sürün.Tüm kalecilerimize başarılar diliyorum,Allah nazardan saklasın.SAYGILARIMLA... 

17 Ağustos 2012 Cuma

TFF'NİN "DİNİ BAYRAM KRİTERİNE" DAİR...

     Spor Toto Süper Lig ve alt liglerimizde futbol bugün kaldığı yerden devam etmeye hazırlanıyor.Tüm taraftarların sabırsızlıkla beklediği bu sezon açılışında öncelikle bütün takımlara başarılar diliyor,güzel bir sezon olmasını bekliyoruz.Biz de tabi ki şimdiden yazacağımız yeni yazıların heyecanını duyuyoruz.Bugün değişik bir konu ile karşınızdayım.Hazır ülkemizdeki futbolun başlangıcındayken bende buna dair konuşmak istedim.

     TFF adı üstünde Türkiye'deki futbolun patronudur.Yani bu halkın değerlerine,inançlarına ve hassasiyetlerine göre futbolu düzenleyen mekanizmadır.Bugün günlerden 17 Ağustos 2012 yani mübarek Ramazan ayının sondan bir önceki günü ve ayrıca ligin de başlama tarihi olarak gözüküyor.Türk toplumu genel olarak Müslüman bir toplumdur.Ramazan ayı boyunca oruç tutar, ibadetini yapar ve bayramı bekler.Arefe günü hummalı bir hazırlık vardır.Ertesi gün, bayramın 1.günü insanlar akrabalarına gider ve ziyaretler yapılır,dostlarla gezilir,sohbet edilir, çoğu zaman akşam yemeğine bile kalınır.Yani sizinde iyi bildiğiniz gibi bu iki gün Türk toplumu için çok yoğun geçer.

     Çok sevdiğim internetimin ve klavyemin başına geçip de TFF'nin internet sayfasını açınca gülsem mi ağlasam mı bilemedim.1.hafta fikstürü diye karşıma çıkan sayfada duyarsızlık gördüm.İlk olarak arefe günü hemde sıcak havada saat 17.00'de Karabük'te Trabzonspor maçı vardı.Akşam 21.45'te iki maç daha var.Sonra bayramın 1.günü erken başlıyoruz ; 20.00'de Kayseri ve Olimpiyat stadındayız.Gece 21.45'te Mersin Tevfik Sırrı Gür stadındayız.Daha da sonra bayramın 2.günü 19.30'da Ankara'dayız ve 21.00'de de TT Arenadayız.Sonunda fikstürümüz bitiyor ama yani bende bitiyorum.

     Federasyon yetkilileri sanırım ya bu ülkede yaşamıyorlar yada yönetmekte yeteneksizler.Bayram haftasında ligi açmak zorunda mısınız? Bütün tarihler doldu da bu haftayı mı buldunuz? Çoğu taraftar grubu deplasmanlara gidiyor ve bu insanlar bayramda ya ailelerinden uzak kalacak yada takımlarını yalnız bırakmanın üzüntüsünü yaşayacak.Benim ağırıma giden şey aslında kendimize değer vermememizdir.Getirdiğimiz yabancı futbolcuların Noel tatilleri var diye saygı gösterip ligin ilk devresini erken bitiriyoruz, sonrada dini bayramımıza değer vermeden ligi açıyoruz.Yabancıların da bayramına saygı duyalım ama biraz da kendimize bakalım ne olur.Ayrıca futbolcuların,teknik ekibin,hakemlerin ve stadyum görevlilerinin ailesi,bayramı yok mu? Kendimizi robot gibi yapıp işi profesyonelliğe vuralım ama başkasının bayramı olduğunda duygularımız devreye girsin.Bunu ben kabul etmiyorum ve herkese saygı gösterilsin istiyorum.Slogan da "şeker gibi başlangıç" olarak söylendi.Sanki tadından yenmeyen,herkesin şampiyonluğa oynadığı ve dünyaya sattığımız ligimiz var.

     Belki lig başlangıcında olumsuz bir konudan dem vurdum ama bu konu beni gerçekten üzüyor.Kendi toplumumuza yaptığımız duyarsızlığı ve düşüncesizliği bitirmeliyiz.Hepimizin ailesi,dostları,inançları ve değerleri var.Hristiyan bir toplum,Noel'de lig açmazken biz neden Müslüman olarak kendi dini bayramımızı sırf 1 hafta lig geç açılacak diye sık boğaz ediyoruz.Tüm Müslüman aleminin Ramazan bayramını mübarek ederek yazıma son veriyorum.SAYGILARIMLA...

1.hafta fikstürü hakkında ayrıntılı bilgi için ; http://www.tff.org/default.aspx?pageID=600&ftxtID=10573  adresini ziyaret edebilirsiniz...
             

16 Ağustos 2012 Perşembe

Teknolojiden Anlayan Kedi Pati

İnternete alıştın mı bırakması çok zor. Sadece evde ve işte olması yetmemeye, trafikte şurda burda beklerken de ihtiyacını duymaya başladım.

Ne alayım, nasıl edeyim diye kendi kendime bakınırken aklıma bir arkadaşımın tavsiyesi geldi. Cep telefonu ihtiyacı içindeyken telefonun modelini aratmış, karşısına türlü türlü videolar gelmiş. Bir grup teknoloji sever insan yeni çıkan telefonları deneyerek yorumlarını videoya kaydedip paylaşıyorlarmış.

Ben de durur muyum, hemen başladım aramaya. Karşıma çıkan ilk 1-2 videodan sonra öyle bir videoya denk geldim ki, bu telefonu Pati bile kullanabiliyorsa ben çok rahat ederim dedim. Pati kim mi? Pati bir kedi, evet evet bildiğiniz kedi. Türlü türlü numaraları, sevimlilikleri ile bir MaxiPLUS 5’i kutusundan çıkarıyor, oynuyor, sahibiyle beraber inceliyor. Hele film seyrederken karşısına çıkan köpekten korkması anlatılmaz yaşanır.

Kıssadan hisse, size tavsiyem, bu videoyu izleyin. Pati sizi çok şaşırtacak, emin olun.

MaxiPlus5 hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız tıklayın.




Bir bumads advertorial içeriğidir.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

SON ŞAMPİYONUN ERZURUMDA "SÜPER" BAŞLANGICINA DAİR...

     Erzurum'da nefesler tutulmuştu,maç bekleniyordu.Maçın hakemi "milli kahraman" Cüneyt Çakırdı.Vaslui engelini zor da olsa geçen Kupa şampiyonu Fenerbahçe ve yaptığı güçlü hazırlık maçlarında galibiyetler alan şampiyon Galatasaray Erzurum'da kozlarını paylaştı.Bol gol izlediğimiz maçta gülen taraf,penaltı golüyle Galatasaray oldu ve 3-2'lik skorla 2012 TFF Süper Kupayı müzesine götürdü.

     Öncelikle sahadan başlamak istiyorum.Yıllarca birçoğunuz gibi bende böyle finallerin ülke geneline yayılması gerektiğini söyledim durdum.Bir defa Şanlıurfa dışında bu öneri pek önemsenmedi.Sürekli olarak maçlara ya Ankara ya İzmir yada olsa olsa Kayseri verildi.Bu sene verilen Erzurum kararının son derece doğru olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.Kazım Karabekir Stadının belli eksikleri var.Örneğin taç çizgileri belirgin değildi ve o bölüm oldukça karanlıktı.Işık yetersiz geliyordu ve o yüzden sahada gölgeler belirdi.Bu sorun Trabzon gibi çoğu stadyumda var ve giderilebilecek bir sorun.Yine de eksiklere rağmen maçların farklı illerde oynanması harika bir olay.Elazığ,Malatya,Edirne,Maraş,Adıyaman,Bingöl,Konya gibi şehirlere gidilmesi ilgi çekici olacaktır.

     Maçın analizine gelirsek eğer formda bir Galatasaray ve ürkek bir Fenerbahçe gördük.Maçın başında iki takımda birbirlerini tarttılar.Galatasaray,Muslera,Hakan,Danny,Semih,Eboue,Hamit,Engin,Emre, Selçuk,Elmander ve Umut ile maça başladı.Fenerbahçe ise Volkan,Hasan Ali,Bekir,Egemen,Orhan,Cristian,M.Topal,Caner,M.Topuz, Alex ve Kuyt ile sahaya çıktı.

     Diri bir Galatasaray oyuna başladı.Terim taktiğini önde baskı şeklinde belirlemiş ve araya Selçukla atılacak toplara Umut ve Elmander'in koşmasını istemiş.Sezon başı olmasına rağmen Galatasaray'ın performansı beni gerçekten hayran bıraktı.Danny ve Semih uyumlu gözüktüler.Sağ bek Eboue sık sık ileri çıkarak atağa destek verdi.Emre çok istekliydi.Selçuk yine maestro tavrını maç boyu sergiledi.Attığı iki mükemmel gol pası ve attığı penaltı golü oyununu taçlandırdı.Elmander kule santrafor olarak hava hakimiyetini kullanmaya çalıştı,koştu önde pres yaptı.İlk yarıdaki kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda düzgün bir vuruş yapsa belkide geceyi erken bitirecekti.Gecenin geri planda kalan oyuncusu bence Hamit oldu.Belki hazır değildi belki de takımı daha çok Selçuğun yönlendiriyor olması onu ikinci planda bıraktı.Bu akşam en çalışkan oyuncu Umut'tu.Mükemmel bir pres yaptı,mücadele etti,enfes goller attı ve takımını ateşledi.Maçın başlarında Bekir'e yaptığı presle Elmader'e kazandırdığı ve devamında net pozisyonda az farkla üstten dışarı attığı top,gecenin sonunun habercisiydi.Maç boyunca Fenerbahçe'yi bıktıran bir pres gördük.Galatasaray'ın bu gece en negatif oyuncusu Engin Baytardı.Rakibe yaptığı müdahaleler oyunu çok gerdi.Hakeme davranışı sert ve küstahça idi.Fenerbahçe'nin golünden sonra yaptığı hareketler sonunda kırmızı kart gördü.Yetmiyormuş gibi Fifa Kokartı takan hakemin üstüne yürüdü,yakasına yapıştı.Dilerim TFF tarafından en ağır cezaya çarptırılır.Bu Enginin ilk vukuatı değil,Galatasaray kulübünün de ağır bir yaptırım uygulamasını bekliyorum.Gördüğü kart hem tribünlerin karışmasına hemde kendi takımının oyundan düşmesine sebep oldu.

     Fenerbahçe'ye geçersek eğer genel anlamda panik bir takım gördüm.Maçın başından itibaren pres yiyen Fenerbahçe takım olarak oyun kuramamaya ve paniğe başladı.Bekir'in Volkan'a kısa düşen pası ve orta sahanın Galatasaray'a kaptırılması bunu net şekilde gösteriyor.Cristian defansın arasına girerek üçüncü bir stoper olarak çoğu zaman oynadı.Yaratıcı ön libero problemini aşamamış bir Fenerbahçe,hücuma da kalkamıyor top da yapamıyor.Alex istediği rahatlığı bulamadı ve Kuyt da sürekli geriye gelerek top almaya çalıştı.Bu da zaten tek forvete bağlanmış bir takımın iyice forvetsiz kalmasına,ilerde çoğalamamasına neden oldu.Maçın 16.dakikasında Volkan'ın ters düşerek omzundan sakatlanıp oyundan çıkması da moralleri bozan etkendi.Topuz'u yine hareketli oluşuyla beğendim ama Caner için aynı şeyleri söyleyemem.Evet belki çalışıyor ama o da aynı Engin gibi maç içinde oyunu gererek futbola ihanet ediyor.Bu en çok teknik direktörleri zorluyor çünkü sanki bir pimi çekilmiş el bombası gibi sahada dolaşan oyuncunuz oluyor.Karşılamada en çok Aykut hocanın değişikliklerini eleştiriyorum.Belli ki etkisiz bir M.Topal varken ve takım oyundan düşmüşken Krasic değişikliği yerine Sow yada Stoch değişikliği bence daha faydalı olabilirdi.

     Fenerbahçe'nin ürkek,yavaş ve top yapamadığı oyunda bulduğu iki şans golü ile maça tutunmasını kritik bir penaltı kararı sonrası gelen gol sona erdirdi.Hakem hakkında düşüncelerim çok iyiydi.Verdiği penaltı kararındaki Caner'in tekmesini iyi gördü,Galatasaray'ın ikinci golü öncesi Kuyt'a müdahaleyi güzel süzdü.Kartlarını başarılı kullandı ve özgüvenli duruşunu maçın sonuna kadar sürdürdü.Son birşey daha söylemek gerekirse taraftarların sahaya attığı meşaleler nasıl stada sokuldu anlamak çok güçtü.Genel anlamda güzel ve hak edenin kazandığı bir maç izledik.Fenerbahçe'ye geçmiş olsun derken Galatasaray'ı da elde ettiği başarıdan ötürü kutlarım.SAYGILARIMLA...       

  

12 Ağustos 2012 Pazar

AVRUPA RÖVANŞLARININ DEĞERLENDİRMESİ...

     Eskişehir'in bizleri üzdüğü Avrupa serüveninde Fenerbahçe ve Bursaspor rakiplerini eleyerek yollarına devam ettiler.Vaslui'yi eleyen Fenerbahçe,Spartak Moskova ile eşleşti.Kups maçında şov yapan Bursaspor ise Hollanda temsilcisi Twente ile eşleşti.Ayrıca temsil hakkına son turdan başlayan Trabzonspor da Macaristan ekibi Videoton ile eşleşti.

     Fenerbahçe,kendi evinde yenemediği Vaslui takımını deplasmanda 4-1'lik skorla adeta dağıttı.Maça beklemediğim şekilde taraftar baskısına rağmen iyi başlayan Fenerbahçe,golü de buldu ancak hemen ardından kalesinde gördüğü golle beraber yine o baskı ortamına girdi.Takımda açıkça belli oluyor ki M.topuz gerçeği var.Topuz,takıma hareket ve işlerlik kazandırıyor.Yine,Stoch'un formsuzluğunda Caner o bölgenin değişmez ismi bence.Sağ ve sol kanatta Topuz-Caner çok etkili oldu.Ayrıca Selçuk bu takımda ne yapar hiç anlamamışımdır.Tek ön libero Cristian ile çıkılıp çift forvette Sow-Kuyt oynasaydı Fenerbahçe atak oynayarak turu daha erken garantileyebilirdi.Kuyt ağır da olsa belli ki yetenekli bir oyuncu ki bunu attığı gollerle gördük.Maçta 52.dakikada Fenerbahçe aleyhine verilen penaltı kararı ve devamında Volkan'ın kurtarışı takıma tekrar bir ateşleme getirdi.Motivasyonu tavan yapan takım,Kuyt ile bulduğu gollerle rahatladı ve en son Sow ile de turu taçlandırdı.Goller gerçekten çok güzeldi.Özellikle Sow'un golü estetiğin sınırlarını zorladı.Maçlar öncesi favori gösterilen Fenerbahçe,ilk maçtaki kötü görüntü sonrası toparlandı ve rakibini sürklase etmeyi başararak adını Şmapiyonlar Ligi Play-off turuna yazdırdı.Kurada çektiği Spartak Moskova'yı başka bir yazımda değerlendirmek üzere es geçiyorum ve tekrar tebrik ederek başarılar diliyorum.

     Gecenin bizim adımıza en görkemli maçlarından birisi Bursadaydı.Finlandiya ekibi Kups Kuopio'ya deplasmanda karambol golü ile 1-0 yenilen Bursaspor,kendi evinde Fin ekibini ateşli taraftarı ve rahat oyunu ile 6-0 yenerek Avrupa Ligi'nde Play-off turuna yükseldi.Oyun anlamında üstün ama pozisyon anlamında gergin başlayan Bursaspor,bazen de cılız da olsa kalesinde yan top tehlikesi yaşadı.Bu gerginlik ta ki İbrahim Öztürk'ün golüne kadar sürdü.Golü bulan Timsah rahatladı ve daha güçlü gelmeye başladı.Kısa aralıklar ile gelen 2. ve 3. goller hem taraftarı hemde takımı çoşturdu.İlk yarıyı 3-0 kapatan Bursaspor,ikinci yarının hemen başında Sow'a nazire yapar gibi bir vuruş yapan Ndiaye ile adeta gözlerin pasını sildi.Ardından Pinto'nun golü iyice rahatlattı.Maça sonradan giren 17 yaşındaki Ozan Tufan kendi getirdiği topu güzel bir vuruşla ağlara gönderdi ve Avrupa kupalarının en genç golcüsü oldu.İlk maçında bu gururu yaşayan Ozan,bana Arda Turan'ı hatırlattı.Yaşları tutmasa da Arda da genç yaşta ilk maçında M.Boleslav'a karşı oynamış,gol atmıştı.Aynı seviyede olmayan rakibini kalitesi ve taraftarıyla geçen Bursaspor'un kuradaki rakibi Twente'yi yine daha sonra değerlendirmek üzere bekleterek,tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.

Gecenin en kara anlarını yaşadığımız maçta ise Eskişehirspor,evinde 1-1 berabere kaldığı rakibi Marsilya'ya 3-0 gibi farklı skorla yenilerek Avrupa'ya veda etti.Kaliteli kadrosu ile birçok övgü alan takım bence şuanda tam oturmuş durumda değil.Batuhan'ın yaptığı davranışlar dolayısıyla biraz da huzursuz olan takım,ilerde oturduğunda ligin sert takımlarından olmaya adaydır.Eskişehirspor'a geçmiş olsun diyerek yazımı sonlandırıyorum.Kalbimiz Türk takımlarından yanadır.İnşaallah bizi temsil etmeye ve puan kazandırmaya devam ederler.SAYGILARIMLA...

8 Ağustos 2012 Çarşamba

KRİTİK RÖVANŞLAR


     Takımlarımızın Avrupa kupası macerası bu akşam ve yarın akşam oynanacak rövanş maçları ile şekillenecek. Bursa, Eskişehir ve Fenerbahçe'nin maçlarını biraz mercek altına alalım.

     Bursaspor ilk maçta Fin rakibine deplasmanda karambol golü ile 1-0 mağlub oldu. O maçta mağlubiyete sebeb olan unsurlar belliydi, zemin, rakibin kendi ligi aktif olduğu için takımın fiziksel açıdan hazır oluşu ve üzerine de Bursaspor'un rakip alanda etkisizliği eklenince rakibin cesaretlenişi. İlk maç Bursa'da oynanacak iken rakibin isteği ile orda oynanmasına onay verilmesi bence büyük yanlış. Bursaspor, sezonun ilk resmi maçı olması itibariyle müthiş bir seyirci desteğini arkasına alarak bu maçı burda rahat bir şekilde 2-3 farkla kazanabilirdi. Bu kez rakip alışık olmadığı zemin ve ateşli taraftarın önünde darmadağın olacaktı. Bursaspor rövanşta belki rakibini çok rahat yenecek ama üst turlar ve lig için yetersiz bir kadrosu olduğu aşikâr..

     Temsilcilerimiz arasında işi en zor olan Eskişehir, rakibi Marsilya'yı elemesi halinde Avrupa'da tüm dikkatleri üzerine çekecek. İlk maçta kendi sahasında 1-1 berabere kalarak avantaj kaybetmiş gibi görünse de güçlü rakibine teslim olmaması çok önemli.. Eskişehir; rakibinden daha fazla mücadele ederek, cesur futbol oynayarak, rakibin zaaflarını kullanarak turu geçebilir ve unutulmamalı ki turu geçmek için Veledroom stadında gol bulmak zorunda..

     Fenerbahçe, Kadıköy'de avantajlı skoru elde edip Romanya'ya rahat gitmesi gerekirken 1-1'in stresi ile gidiyor. Aykut Kocaman bile "Elenebiliriz" diyor. Fenerbahçe yaptığı transferler ile kadrosunu desteklerken takımın hala alışma sürecinde olduğu Vaslui maçında görüldü. Topu savunmadan ileriye taşıma anlamında Emre'nin eksikliği hissedildi. Bu takım bireysel yetenekler ve kadro kalitesi ile ŞL'de olmayı hakeden bir takım ancak gerçekten hakettiğini Vaslui ve bir üst turdaki rakibini yenerek herkese ispat etmesi gerekiyor. Zaten Kuyt, Sow, Krasic, Stoch, gibi futbolcuların amacı ŞL'de boy göstermek; Fenerbahçe'nin ŞL katılamaması halinde bu futbolcular büyük hayal kırıklığı yaşayacak ve ligde de düşük performans gösterme ihtimali doğacak.

2 Ağustos 2012 Perşembe

VASLUİ MAÇINDAN KISA NOTLAR...

     Fenerbahçe,kendi evinde Romanya'nın Vaslui takımı ile karşı karşıya geldi ve rakibine üstünlük sağlayamadı.10 yıllık tarihe sahip rakibini yenemediği gibi son dakikada Bekir ile 1-1'lik beraberliği zor kurtardı.Bu yazımın yazılış amacı Vaslui maçını dikkate alarak Fenerbahçe'nin nasıl bir yapıda olduğunu analiz etmektir.


     Öncelikle Aykut Kocaman'ın sahaya sürdüğü 11'den başlayalım.Kalede Volkan,defansta Hasan Ali-Egemen-Bekir-Gökhan,ön libero'da Mehmet Topal ve Cristian,sağda Kuyt,solda Stoch,play maker Alex ve forvette Semih olarak takım çıktı.İlk 25 dakikasını izleyemediğim maçın geri kalan izlediğim dakikalarında maçın bu skora gelebileceği görünüyordu.Rakip takım çok sakin oynadı.Ayağa paslarla çıkmaya calıştı.Maçta dikkatimi çeken birkaç nokta oldu.Semih uzun süre sonra forma giydi fakat bu şansını iyi değerlendirdiğini söyleyemeyiz.Alex ile iyi anlaşmasına rağmen etkili oyun oynayamadı.Nitekim ikinci devre Semih çıktı ve Kuyt forvete geçti.Stoch maçın en kötülerinden biriydi.Neredeyse top alamadı.O da ikinci yarı yerini Caner'e bıraktı.Hasan Ali hakkında söyleyeceğim çok yer kaybettiğidir.Hücuma Gökhan gibi çıkıyor ama geriye onun kadar hızlı dönemiyor.Ayrıca oyun boyunca Stoch ile hiç anlaşamadı.Egemen yerli yersiz basit hatalar yaptı ki gol de onun hatasından geldi ancak bu açığını hırsıyla kapatmaya çalıştı.Gökhan bildiğiniz gökhan ama biraz daha güçlenmesi gerekir.Kuyt,yapısı gereği ağır yapılı oyuncu olduğundan aldığı toplarda tekniğiyle gitmeye uğraştı.Bu ise takımın hızlı çıkmasını önleyen unsurdu.Bu gece Fenerbahçenin bir süre baskı yemesinin ve rakip sahaya çıkamamasının yegane sebeplerinden birisi ise Mehmet Topal ve Cristian idi.Sanırım Emre'nin yokluğunu bu sene Fenerbahçe oldukça derinden hissedecek.Topu defanstan alıp ileri hızlı oynayacak ve takımı hırslandıracak defansif lider sıkıntısı gözüme çarptı.


      En başta saydığım kadrodan ikinci yarı başında Semih çıktı M.Topuz girdi.Topuz'un girmesiyle Kuyt forvete geçti.Daha sonra etkisiz olan Stoch yerini Caner'e bıraktı.Yani böylece işlevsiz olan kanatlar aktifleştirilmeye çalışıldı ve oyun biraz canlandı.Caner o kadar etkili olamasa da Gökhan ve Topuz'un uyumu güzeldi.Ancak sağdan ve soldan gelen ortalar başarılı olamayınca ve gol de gelince hoca risk aldı.Mehmet Topal çıktı yerine Sow girdi ama iş işten geçmişti.Rakip rahat rahat pas yaptı ve üstümüze gelmeye başladı. E biraz da skoru yakalayınca profesyonellik yapıp gerekli gereksiz yerde yattılar.Vaslui takımını çok diri gördüm,ikili mücadelelerde çok güçlü gözüktüler.Fenerbahçe, son dakikalarda yan top organizasyonundan Bekir ile golü buldu,beraberliği kurtardı.Kendi evinde berabere kalmak ve gol yemek dezavantajdır fakat bu maçı alışma devresi olarak görüyorum.Umarım Romanya'daki maçta takım daha oturmuş olur ve istediğimiz skoru elde ederiz yoksa Fenerbahçe'nin,Galatasaray ile çekiştiği,3 puan gerisinde kalıp ikinci olduğu ve kuruluşunun 95.yılını kutladığı 2002 yılının Temmuzunda kurulan bir Romanya takımına elenmesi hiç zor gözükmüyor.SAYGILARIMLA... 

26 Temmuz 2012 Perşembe

SEKSİ KULÜP VE ÇİLEKLERİ...

     Son dönemde çok eğlendiğim sözleri değerlendirmek istedim.Ne zaman görsem açıklamaları bir gülme alıyor.Galatasaray başkanı sayın Ünal Aysal,öyle sözler söyledi ki sosyal medyada büyük espri kaynağı oldu.

     Başkan,"Galatasaray seksi bir kulüptür" dedi.Sayın Aysal'ın duruşu biraz daha elit gözüküyor.Elitten kastım biraz daha beyefendi ve kibar bir yapısı ve jargonu olduğudur.Diğer kulüp başkanları da tabi ki böyle ancak Aysal'da daha bir olgunluk var.Bu sebepten dolayı bana bu söz çok normal geldi.Taraftar olarak yapımız daha çok halktan ve mizahi olduğu için bu söz başka yerlere çekildi.Rakip taraftarlar sosyal medyada çoğu kez kullandı.Aslında doğru bir söz bence bu çünkü Galatasaray yeniden yapılandı.Stadı,teknik direktörü,yaptığı transferler,gelen şampiyonluk,Şampiyonlar ligi ve ümit vaadeden bir geleceğiyle gerçekten futbolcuları kendine çeken bir yapıya büründü.Yaptığı Hamit ve Burak transferlerinden belli oluyor ki Galatasaray'ın büyük bir ağırlığı var.Her ne kadar gülümsesem de bence doğru bir tespit olduğunu dile getiriyorum.Yönetim bu ağırlığını iyi kullanırsa tekrar Avrupa'da adını duyurabilir.

     Gelelim çilek mevzusuna...Yine Aysal'ın son dönem esprilere konu olan,"yapacağımız forvet transferi pastamızın çileği olacak" sözleri çok konuşuldu.Gerçekten her mevkisiyle geçen sezon kalitesini gösteren takım,bu sene yapılan güzel transferlerle iyice güçlendi.Yalnız bu takımın forvet hattında sıkıntılar var.Baros isteksiz oynuyor.Elmander iyi bir forvet,Necati tecrübesiyle takımı sırtlıyor.Ancak uzun lig maratonu,Türkiye Kupası ve yanında güçlü takımlarla oynanacak Şampiyonlar ligi maçları takımı oldukça zorlayacak.Bu anlamda Baros gözden çıkarılıp Burak takviyesi yapıldı.Ancak yönetime bu yetmedi ve Dünyaca ünlü ses getirecek futbolcularla görüşmeler yapıldı,yapılıyor.Bu görüşmelerden dolayı "çilek" konusu ortaya çıktı.Ayrıca gözden kaçırılan bir açıklama da "Sarışın uzun boylu" bir forvetti.Sosyal medyada bu sözlere dayanan transfer haberleri çıktı ve ayrıca espri konusu oldu

     Dediğim gibi mizahi bir üsluba sahip olan insanlar bu sözleri kullandı.Bu açıklamalar aslına bakarsanız kötü açıklamalar değildi sadece futbola farklı bir jargon getirdi.Taraftarı heyecanlandırmaya yönelik hareket olarak bakıyorum ki zaten Galatasaray'ın sattığı kombineden de bu açıkça ortadadır.Seksi bir kulübe sarışın uzun boylu bir çilek gelmesi temennilerimle yazımı bitiriyorum.SAYGILARIMLA...

25 Temmuz 2012 Çarşamba

KADRO ANALİZİ + ELEŞTİRİ


     Bursaspor, sıradan bir Anadolu takımı olmadığını son yıllarda elde ettiği başarılarla herkese göstermeye devam ediyor. Bu sezon ile birlikte üst üste 3 sezondur Avrupa Kupalarında mücadele ediyoruz ve az çok camia olarak tecrübe sahibi olduk. Avrupa Ligi'nde gruplara kalabilmek hatta daha da ileri gidebilmek için, ligde yine zirveye oynamak ve Türkiye Kupasında; kupanın bir ucundan tutabilmek için kadro kalitesine ve kadro derinliğine sahip olmamız gerekiyor.

     Çünkü; Bursaspor 16 Mayıs 2010'da gerçekleştirdiği devrimden sonra diğer Anadolu takımlarımız da aynı başarıyı elde etmek için, zengin ve kaliteli kadro kurma adına her transfer döneminde yaptığı çalışmaları görüyoruz. Kadromuzun yetersiz oluşunu geçen sezonun ilk yarısında hepimiz gördük, üzülerek söylüyorum gol atmaktan aciz bir futbolcu grubu vardı elimizde. Ertuğrul Hoca'mızın sezon başından beri gelecek adına motive edici açıklamalar yapması ve özellikle isabetli Pinto transferi ile play-off grubunu lider, kupa maceramızı da finalist bitirebildik.

      *Gelelim bu sezon için eksik gördüğüm noktalara...
     
      Vederson'un olmadığı maçlarda Mehmet Sak'ın o bölge için verilen şansı iyi değerlendiremediğini gördük. Gelecek vaad eden genc futbolcu sıfatı ile Altay'dan transfer edilen Mehmet az forma şansı buldu kabul ancak şans bulduğu maçlarda da bekleneni verememesi bize yetersiz futbolcu portresi çizdi. Hakan Aslantaş'ın da o bölgede oynama kabiliyeti var ancak ben kadro derinliği açısından mesela TFF 1. ligden sezonluk oynadığı maç sayısı yüksek olan (28-30 maç gibi) iyi bir sol bek alınmasını faydalı görüyorum. Hatırlatırım Vederson'un akıbeti hala belirsiz ve çıkacak kötü bir karar takımın sol tarafına önemli bir yara açar.

     Volkan Şen'in gitmesiyle sağ kanadımız ofansif anlamda yetersiz kaldı. Sestak o bölgede biraz mecburiyetten oynasada sezon içerisindeki bazı maçlarda etkin olabildi. Kamp sürecinde İsmail Odabaşı performansı ile o bölge için ön plana çıksa da eğer o bölgeye orijinal bir sağ açık alınmaz ise tıpkı geçen sezon gibi bir oyun kurgusu izleyeceğiz. Yani şöyle; Sestak sadece geniş alan bulduğu maçlarda sağ kanadı aktif tutacak, yetersiz gördüğüm İsmail o bölgede isteneni veremeyecek.

     Bolu'dan transfer edilen Ferhat Kiraz sol taraf için güzel tercih, Ozan'ın olmadığı maçlarda sol tarafta ofansif açıdan hiç bir aktivite görülmüyordu. Ferhat'ı sadece sol kanat olarak düşünmemek gerek, ortasahanın ortasında da iyi işler çıkarması muhtemel.

     Kadromuzda Batalla'dan başka kreatif oyuncu bulunmaması da önemli bir eksiklik bence, rakip tarafından marke edilidiğinde takımın atak organizasyonları neredeyse tamamen duruyor. Geçen sezon

Batalla'nın markajdan kurtulamadığı maçlarda topu rakip alanda tutamadığımızı gördük. Oyunun kilitlendiği anlarda Batalla'nın görevini üstlenebilecek, verdiği paslarla rakibin dengesini bozabilecek, ayağında top tutabilecek bir futbolcuya ihtiyaç var. Bu görevi bu sezon hangi futbolcu yapabilecek yada geçen sezon gibi böyle bir göreve gerek görülmeyecek.

     Bu yazımı yazdığım sıralarda Samsunspor'dan Murat Yıldırım transferi gündemdeydi, alınırsa kadro derinliği açısından ve oyun tarzı sebebiyle mutlaka artı değer katacaktır kulübe.

     Bir kaç kelime de takımdaki gençler için konuşalım; bu sezon Barış Örücü, Emre Pehlivan, Musa Çağıran, Okan Deniz gibi gencleri daha çok sahada görmek istiyoruz. Alper Potuk, Soner Aydoğdu, Emre Çolak gibi rakiplerimizin gençleri oyuna nasıl etki edebiliyorsa aynı etkiyi bizim gençlerimizden de bekliyoruz. Rakip tarafından kilitlenen Batalla, aksayan kanat organizasyonları sayesinde tıkanan oyun esnasında bu gençlerimiz tek umudumuz olabilir bu sezon.


NOT: Blogumuzun ana teması Türk Futbolu'dur ancak ilk kez kendi takımım hakkında yazma ihtiyacı hissetiğim için bu yazı yazılmıştır.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

2012-2013 TFF 1.LİG FİKSTÜRÜ DEĞERLENDİRMESİ...

     Spor Toto Süper Ligin bir alt ligi olan ve Bank Asya'nın sponsorluğunun bittiği TFF 1.ligde fikstür çekildi.Bu sezon iki Adana temsilcisinin mücadele edeceği ligde,Şanlıurfaspor ve 1461 Trabzon takımları da yer alıyor.İsim değişikliğine giden Konyaspor ismini Torku Konyaspor olarak değiştirdi.Seneler sonra 1.lige düşen yüz yıllık Ankaragücü ve senelerdir Süper Lige hasret İzmir takımları Karşıyaka ve Göztepe aynı ligde oynayacaklar.

     Fikstüre baktığımızda ilk olarak 6.haftada Adana derbisini görüyoruz.Sert bir rekabet yaşayan bu iki kulübün ilk maçında ev sahipliğini Adana Demir üstlenecek.Ligin 9.haftasında yine bir derbi olarak İzmir'de Göztepe,Karşıyaka'ya konuk olacak.Yine 12.haftada gergin geçmesini beklediğim Göztepe ile Ankaragücü arasındaki maç İzmir'de oynanacak.

     Kısa olarak değindiğim TFF 1.liginin fikstüründe daha nice kaliteli maç var ancak ben arasından dikkat çekenleri seçtim.Doğusundan Batısına,Kuzeyinden Güneyine memleketimizin tüm renklerini dostça kucaklayarak başarılar diliyorum.Tüm sezon boyunca inşaallah olaysız,zevkli ve heyecanlı bir lig olur.Tekrar takımlara başarılar dileyerek yazımı bitiriyorum.SAYGILARIMLA...  

Ayrıntılı fikstür için ; http://www.tff.org/default.aspx?pageID=1043 adresini ziyaret edebilirsiniz...

20 Temmuz 2012 Cuma

Adrenalin... Kaldığı Yerden: Toyota GT86

Toyota’nın 50 yıllık spor otomobil birikimini, heyecan verici tasarım özellikleri ve üstün sürüş keyfiyle birleştiren Toyota GT86 Türkiye’de!

Spor otomobilde tutkunun yeni adı olan arkadan itişli Toyota GT86, sürücüsü ile bütünleşerek gerçek, saf ve eğlenceli sürüş keyfini garanti ediyor. Dünyada sadece Toyota’da sunulan önden yatay (boxer) motor ve arkadan itiş özelliklerinin hayat bulduğu sürücü odaklı Toyota GT86, aynı zamanda dünyanın en kompakt 4 kişilik spor otomobili olarak tüm dikkatleri üzerinde topluyor. Toyota GT86, yere yakın olan ağırlık merkezi ve aerodinamik tasarımıyla heyecan ve sürüş keyfi arayanlara hitap ediyor.

Toyota GT86 ultra hafif gövdesi, kompakt 4 kişilik tasarımı, mükemmel dış tasarımı
ve içeride ayrıntılara verilen önem ile sürüş keyfini en üst seviyede yaşatırken, spor otomobil zevkini de geniş kitlelerin erişimine sunuyor. Toyota’nın D-4S teknolojisiyle üretilen 2,0 lt atmosferik boxer motoru ile 200 HP güç ve 205 Nm tork sunan GT86, 6 ileri otomatik vites modellerinde 7,1 lt/100 km yakıt tüketimi ve 164 g/km CO2 salımı ile ekonomik ve çevre dostu sürüşe verdiği önemi de ortaya koyuyor. GT86’da ayrıca ABS ve devre dışı bırakılabilen VSC ile GT86’nın üstün aerodinamik özellikleri sayesinde sürücüler kişisel sürüş kabiliyetlerini ortaya çıkarma fırsatını da bulabiliyorlar. GT86’da sunulan VSC SPORT seçeneği ise dengeden ödün vermeden aracın dinamik sınırlarının keşfine imkan tanıyor.

Toyota GT86 İstanbul Park’ta yapılan lansmanla Türkiye’de satışa sunuldu. Toyota GT86’nın turuncu, kristal siyah, saten beyaz ve şimşek kırmızı olmak üzere 4 farklı renk seçeneği bulunuyor.

Toyota GT86’yı daha yakından keşfetmek için www.adrenalinkaldigiyerden.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Tüm yeniliklerden anında haberdar olmak için Toyota’yı Twitter’dan takip edin: https://twitter.com/Toyota_Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

19 Temmuz 2012 Perşembe

HAYDİ BİSMİLLAH...

     Armalar farklı olabilir,rekabet üst seviyede olabilir ve hatta arada ciddi bir gerginlik de olabilir ama bayrağımız ve adımız aynıdır bizim...


     Eskişehirspor 36 yıl sonra, bugün Avrupa Ligi 2.Ön eleme maçında,Atatürk stadında İskoç ekibi St. Johnstone'u saat 20.00'de ağırlayacak ve maç Trt spor'dan  yayınlanacak.Maçı Hırvat hakem Ante Vucemilovic Simunovic yönetecek.Beşiktaş'ın sürpriz şekilde kupadan çıkartılmasıyla şans bulan Eskişehir ekibi,kadrosunu koruyarak ve güçlendirerek bu maça hazırlandı.Çeşitli takımların yurt içinde birbiri arasında sıkıntıları olabilir,bu normaldir.Ancak konu Avrupa oldu mu akan sular durmalı bence...Sonuçta bu milli bir davadır ve birlik olmak gerekir. 


     Eskişehir'in,Galatasaray'ın,Bursa'nın,Fenerbahçe'nin yada Trabzon'un kazandığı başarılar sadece kulüplerin değil ayrıca ülkemizindir..Taraftarlık gözlüğüyle bakıp ön yargılı olmak ve belli hesaplar içine girmek ülkemize yarar getirmez.Armalar farklı olsa da okuduğumuz marş ve altında olduğumuz bayrak aynıdır.Ülkemizi Avrupa'da temsil eden tüm takımlara başarılar dilerim...SAYGILARIMLA...

18 Temmuz 2012 Çarşamba

AŞKIMIZ BİTECEK BÖYLE GİDERSE...

     Bu şarkının devamını hatırlıyorsunuzdur.Devamında; "Bende hiç günah yok kabahat sende" mısrası vardır.Böyle bir girişi yapmamın sebebi Trabzonspor...

     Galatasaray,geçen sezon Engin Baytar,Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam'ı alarak başladığı ilginç hamlesine bu sene de devam ederek eski trabzonlu Umut ve 2011-2012 sezonunun gol kralı Burak Yılmaz'ı kadrosuna kattı.Bu enstantane sosyal medyada birden patladı ve iyice yayıldı.Artık öylesine espri konusu oldu ki her futbolcu,hatta başkan Şener ile ilgili bile haberler çıktı.

     Aslında bu esprilerden çok ders çıkarmak gerekir.Öncelikle bu futbolcuların Trabzon'da olduğu sezon müthiş bir takım kurulmuş ve gelinen yer tesadüf değilmiş ki rakibiniz tarafından böylesine akın ediliyor.Bu bir başarı kabul edilir.Diğer bir ders ise bu futbolcuları elinizde tutacak yeterli heyecanı ve hayali yönetim olarak verememişsiniz.Bundan sonraki dönemde bu konuda daha özverili çalışmaya başlayabilirsiniz.

     En son Galatasaray'a giden Burak Yılmaz'dan sonra yapılan "dostluğumuz bitti" açıklamasını da çok amatörce buldum.Oyuncunun sözleşmesinde 5 Milyon Euro'ya serbest kalır maddesi var ise ister Lazio,ister Galatasaray,ister Barcelona ve isterse Sulukulespor bile Burak ile anlaşırsa para getirmek karşılığında futbolcuyu alabilir.Bu açıklama bence yukarıda bahsettiğim oyuncu akışına ve bunda da başarı sağlanmasına,sinirle verilen bir tepkidir.

     Trabzonspor yönetimi artık şapkayı önüne alıp,neden oyuncu kaybettiklerini ve neden kaybedilenlerin yerine yine onların kalitesinde yerli-yabancı oyuncu koyamadıklarını düşünmelidir.Rakiplerine saldırıp gerginlik çıkararak üste çıkmaya çalışmamalılar çünkü şarkı gayet açık; Aşkımız bitecek böyle giderse,"Bende hiç günah yok kabahat sende"...SAYGILARIMLA...  

17 Temmuz 2012 Salı

YENİ SEZON TAHMİNLERİM


     İçinde bulunduğumuz transfer döneminde kulüplerin gerçekleştirdiği transferleri ve politikalarını biraz incelediğimizde gelecek sezonun nasıl geçeceğini az çok tahmin edebiliyoruz aslında. Geçen sezon Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzon, Bursa, Sivas, Eskişehir liderliğe oynayacak kapasiteye sahiptiler, iddaalı kadro kurdular ve play-off sistemini dikkate alarak performans sergilediler ve bu saydığım takımların hepsi geçen sezon ilk 8'e girmeyi başarmıştı.

     Bu sezon Süper Lig ekiplerine baktığımızda özellikle Fenerbahçe, Galatasaray, Karabük ve Ordu'yu transfer piyasasında aktif görüyoruz. İki İstanbul takımı ekonomik imkânları sayesinde önemli futbolcuları kadrolarına dahil ettiler. Her sezon olduğu gibi yine şampiyonluğun en büyük adayları konumundalar. Bu sezon malesef 
benim zihnimde şöyle bir tablo oluştu şampiyonluk yarışında, FB-GS ve diğerleri.
Beşiktaş ve Trabzon'un bugünkü durumlarına baktığımızda kadro kalitelerinin geçen seneye oranla düştüğünü görüyoruz. Burak Yılmaz faktörünün artık Trabzon'da olmayışı şu an için önemli bir eksi (-), ama ben Trabzon'un kaliteli bir forvet transferi yapacağını tahmin ediyorum. Beşiktaş'ın durumu daha belirsiz, yaşanan olumsuzluklar, giden ve durumu belirsiz futbolcular, teknik adam değişikliği.. bunların hepsini üst üste koyduğumuzda Siyah-Beyazlı ekibin şampiyonluğa oynayacağını düşünmüyorum fakat tüm olumsuzluklar onlar için farklı bir motivasyon kaynağı olabilir ve çok farklı bir Beşiktaş izleyebiliriz.

     Biraz da Orduspor'dan

bahsedelim.. Çünkü bu sezon başarı adına birşeyler çabalayan, kararlı bir takım izlenimi veriyor bize. Ordu, Süper Lige gerçekten çok yakıştı. Oynadığı futbol ile kulüp yönetiminin attığı adımlar ile ligimize gerçekten renk kattılar. Aralık 2011'de yönetimi Cuper'in ellerine teslim eden Orduspor yönetimi hedefi hep yüksekte tuttu. Hedeflerinin Avrupa Kupaları ve lig şampiyonluğu olduğu sürekli dile getirildi. Bu sezon Cuper'in isteği doğrultusunda yapılan 3 Arjantinli ve 1 İspanyol oyuncu transfer edildi. Başkan Sayın Nedim Türkmen transfer konularında gerçekten profesyonelce davranıyor. Dikkat ederseniz medyada sürekli transfer dedikodusu yazılmıyor ama bir bakıyoruz istenen futbolcular imza atarken objektiflere poz veriyor. Yani imza atılana kadar spekülasyon yapılmıyor medyada, bu da çok önemli. 

     Asıl konuya dönecek olursak bu sezon ligimizde bir kutuplaşma olduğu düşüncesindeyim. FB-GS ve diğerleri şeklinde.. Bu iki takım dışındaki herhangi bir Anadolu takımı istikrarı yakalayıp, seri galibiyetlerle ligi sürdürürse ve ligi bu iki takımın arkasında 3. bitirirse işte benim gözümde Anadolunun şampiyonu "O"dur. 
Yine kendi fikrimi belirterek yazımı noktalamak istiyorum. Sanırım bu sezon La Liga'nın bir kopyasını izleyeceğiz. Orda sezon boyunca "Madrid mi Barça mı ?" diye konuşulurken bizde aynı şeyleri burda "Fener mi Cimbom mu ?" şeklinde konuşacağız. Umarım bu tahminlerimin tümünde yanılırım ve 4-5 takımlı bir şampiyonluk yarışı izleriz.

13 Temmuz 2012 Cuma

SÜPER LİG 2012-2013 FİKSTÜR ÇEKİMİ DEĞERLENDİRMESİ

     Spor Toto Süper Ligde fikstür bugün saat 11.00'de çekildi.Birbirinden zorlu maçların bizi beklediği ligde derbiler de erken başladı.2.haftada Beşiktaş evinde, uzun süre stadyum sıkıntısı yaşadığı Galatasaray'ı konuk edecek. 3.Haftanın en zorlu maçlarından birinde yine Galatasaray TT Arena'da Bursaspor'u ağırlayacak.Ligin 5.haftasında ise 3 Temmuz'dan beridir araları düzelmeyen Fenerbahçe ve Trabzonspor kozlarını Şükrü Saracoğlunda paylaşacak.

     Süper ligin 7.haftasında bu kez Fenerbahçe,sıkıntılar yaşayan Beşiktaş'ı evinde ağırlayacak.Beşiktaş,8.haftada Trabzonspor ile İstanbul'da karşılaşacak.Yine 8.haftada bir diğer zorlu maç ise Bursa Atatürk Stadyumunda Bursaspor-Fenerbahçe maçı olacak.Bursaspor 9.haftada Trabzon deplasmanına giderken,11.haftada da İstanbul'da Beşiktaş karşısına çıkacak.Ligin en zor derbisi 16.hafta maçında TT Arena'da Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanacak.Son derbi 17.haftada Trabzon'da Tranzonspor ile Galatasaray arasında oynanacak ve lig devre arasına girecek.

         Tabiki ligde zor maçlar her hafta var fakat gözüme çarpan Elazığspor oldu.Ligin ilk haftasında içeride Fenerbahçe'yi ağırlayacak olan Elazığspor,2.haftada Trabzonspor deplasmanına gidiyor.3.hafta nispeten dinlenen takım 4.hafta Beşiktaş deplasmanına gidecek.5.hafta sahasında Bursaspor ile kozlarını paylaşacak takım sonraki haftalarda rahatlamaya başlayacak.13.haftada Galatasaray ile yine Elazığ'da karşılacak olan takım "beş büyüklerle" olan maçlarını böylece bitirecek.İlk 5 haftadaki  girdaptan çıkabilirse önünün açık olacağına inandığım Elazığspor'a başarılar dilerim.

     Bursaspor açısından yaz aylarında havanın daha uygun olduğu haftalarda 1.hafta Kayseri,5.hafta Elazığ ve 7.hafta Sivas deplasmanlarına gidecek olması bir avantaj olarak görülebilir.Bunun yanında Fenerbahçe'nin ligin büyük bölümünde seyahat açısından rahat olması takımın avantajı gibi duruyor.Ligde 4.hafta içerde,5.hafta yine içerde,6.hafta Kasımpaşa deplasmanı,7.hafta içerde,8.hafta Bursa deplasmanı ve 9.hafta içerde oynayacak olan Fenerbahçe seyahat bakımından önde olacak.

     Derbilerin saha durumuna bakarsak;Fenerbahçe,ilkyarı'da olan saha avantajını ikinci yarıda sadece Galatasaray ile sahasında karşılarak kullanacak.Beşiktaş,saha açısından biraz şanssız bir kura çekti sanırım çünkü sadece ikinci yarıda evinde Fenerbahçe ile karşılaşacak.Trabzonspor avantajlı kurayı çekti çünkü ikinci yarıda 2 maçını kendi evinde yapacak fakat onunda son hafta Galatasaray deplasmanı var.Son olarak Galatasaray ise ikinci yarıda 2 maç içerde fakat kritik 16.haftada Fenerbahçe ile deplasmanda oynayacak.

     Bir fikstür çekimini daha geride bıraktık.Kolay takımın olmadığı zorlu maçlar bizi bekliyor.Yine bir "ek" turvunanın düşünüldüğü ligimiz inşaallah zevkli ve temiz bir mücadeleye sahne olur.Tüm takımlara şimdiden başarılar dilerim.SAYGILARIMLA... 

Ayrıntılı fikstür için; http://www.tff.org/default.aspx?pageID=198 Adresine bakabilirsiniz...